30 Mart 2011 Çarşamba

Her zamankinden daha çok...

Kendimi biliyorum. Okuduğum, duyduğum her haberde, dinlediğim her sıkıntıda omuzlarım çöker. Suratım asılır. Dışarıdan bakana hasta galiba dedirtirecek kadar çökerim. Küçücük, minicik bir söz benim duygu durumumu hemen değiştirir. Olayın içine girer yaşarım. Yetmez başkasının sıkıntısını kendime görevmiş gibi sıkıntı yaparım. Tanımıyormuyum kendimi, tanıyorum. Dinle, oku ama çok dahil olma duruma. Dahil olduğum her durumda eksilen benim. Yoksa durup duruken insanın saçı bir gecede fark edilebiliecek derecede beyazlar mı? Beyazladı benim. Kendimi öğrendim de biraz geç oldu, yaş oldu 34.
oyunhamuru
Okuduğumuz kötü haberlerle durumlar böyle iken dün her zamankinden daha çok sevgisine ihtiyaç duydum kızımın, eşimin. Her zamankinden daha çabuk eve gitmek istedim. Yoksa bu çökük omuzları kendi kendime telkinle kaldırmazdım.

Halim malum olmuş ki babası kızısını erkenden almış okuldan. Yetmemiş parka götürmüş, sahile gidip deniz havası almışlar. Çalan telefonda "akşam eve birşey lazım mı?" sorusu duyucağımı beklerken. Karşıdan "anneeeee" diye bağıran bir çocuk. "Payka geldik" diyordu. Ağzım kulaklarıma vardı o an. Arabaya bindiğim andan evin kapısının önünde inene kadar kulaklarımda "anneeeee" sesi ile geldim. Mutluydum. Omuzlarım biraz toparlanmıştı.
uyunhamurlueller
Hayatımın anlamı kızım diyorum ya. Her anne-baba'nın kendi yavrusuna dediği gibi. Beni çökük durumdan bir gülücükle çıkartabilen başka biri olmadı hayatımda. Ondan hayatımın anlamı o.

Üzebilir bizi. Varsın yemek yemediği için üzülelim, varsın düşüp dizini kanattığı için canı yandığı için üzülelim, eve giderken alınmayan bir süpriz için o ağlarken üzülelim. Kendi kendine dişinin kovuğunu doldurmayan dertler edindiği için üzülelim "içten içe gülerken". Çok şükür yanımızda ya.
uykucu sirine
Varsın o akşam yemeğini yemesin. O da ihtiyaçlarını biliyor. Uykusu erken gelmiş ya uyuması gerekiyor. Uykusunu alır kalkar gecenin bir yarısı. Uyandırır, karnı acıkır. O'nun için dert mi? yemek istediği saat gece yarısı olmuş, olmamış. Ya süt ister ya bir dilim çikolatalı ekmek. Çok şükür yanımızda ve sağlıklı ya.

Bizi mutlu eden anlam.

29 Mart 2011 Salı

Bir kabak çekirdeği hikayesi

Çok severim çekirdeğin her türlüsünü. Çıt, çıt sesine de bayılırım. Bir başlayınca bırakamam paket bitincede üstüne 1 sürahi su içsem fayda etmez hele en tuzlusundan almışsam. Bu aralar Yağmur'un erken yatmasından fırsat paketimizi alıp karı-koca çekirdek çitliyoruz.

Yağmur'a yakalanmışsak çekirdek çitlerken ve bu kabak çekirdeği ise durum şöyle; Siyah japon çekirdek'te sorun yok ama kabak çekirdeğini kendim bile zar-zor soyup yerken Yağmur'a soymak eziyet. Nedense siyah çekirdek gibi çıt-çıt ayıklanmıyor. Elimde denedim olmadı. Zaten ağzımda her defasında parçaladım. O ise merakla ağzımdan çıkıp ağzına düşecek çekirdek tanelerini beklerken dayanamadı... Başladı kendi çitlemeye. Hoş birkaç çitlemeden sonra baktı bayağı kavradı bu işi aldı tabağı önüne. Kabuklu kabuksuz yiyor. Şimdi o mutlu ben mutlu çekirdek çitlerken.
Dip itiraf: Aslında çok içten gelerek yazılmış bir yazı değil. Bu yazı blogların tamamen açılmasına sevinip mecburiyetten yazmaya ara verince aslında ne kadar koptuğumu anladığım bir yazı. Birde haberlere baktıkça ardı ardına gelen kötü haberler yazmayı geçtim yaşama sevinci bile bırakmadı.

23 Mart 2011 Çarşamba

Yazma yetimi kaybettim saçmalayabilirim

Bu haftanın uzun sürmesi çok olası çok normal hafta sonuna bakınca. Öyle yorucu bir hafta sonuydu ki. Çalışma günleri bitmiyor geriye sarıyor sanki. Bu yorgunlukta biraz saçmalıyorum. Sabah babet'imi kutular arasında bulamadığı için bir koca insanı nasıl suçladım dikkatsizlikle. Halbuki kendi sorumsuzluğum. Sabah sabah iyi gitmedi. Akşama telafi artık. Utandım kendimden.
anne cücesi baba woswosu
Hani ne yaptıkta bu kadar yorulduk. Şimdi yazarken aslında yorulanacak ne varmış dedim kendi kendime :)
Cumartesi sabah'ı ana-kız kahvaltı yaptık. Yağmur hazırladı tabi kahvaltıyı. Ama yetmedi bu ona çoğu tabağı ben götürdüm diye masada biraz ağladı. Uzatmadı. Sonrası anne yerleri süpürdü yetmedi birde toz aldı. Akşama babanne-dede geliyordu ya. Evin babası bu arada öğlene kadar işte. Saat 13'te Yağmur annanede. Biz anne-baba olarak kızın okuluna, eğitime. Psikolog ve drama öğretmeninden çocuklara ne söyleriz onlar ne anlar eğitimi. 3-4 saatlik bir eğitim. Alacağımızı alır eğitimden kafada bin soru ile çıkarız. Annenin saat dörtteki Solidworks kursu başlamıştır. Eş hızla bırakır aç olan anneyi kursa. Aç olmasına dayanamaz ilk arada yemek bırakır. Bırakmazsa geri dönüşümü kendine olacaktır. Bilir :) Açlık bende bitmez bir baş arğısı yaparken etrafıma doysada kurtulsak cinsindendir. Yerim ve sınıfa dönerim. Saat 19'a doğru evin babası kızı annaneden alır sonra beni kurstan alır. Babaanneyi almaya gideriz Çekmeköy'e. Yol uzun sürer. Ben ve Yağmur sızarız arabada. Görümcemlere varırız. (ilk defa görümcem dedim, kardeş o aslında bana) Zeynep yeğen'in doğum günüdür. Kutlanır. Babaanne alınır. 24'te yola çıkılır. 01'de eve varılır. Yağmur çoktan uyumuştur arabada. 10 dakika sonra misafirimizde dahil herkes sızmıştır.
anne fincanı
Sabah 10'daki fotoğrafçılık kursu için saat kurulur. Ama son dakikada kalkılır. Alel acele kahvaltı. Bir posta çamaşır hazırlanır makineye atılır. 2 saat sonrasına kurulur. Fotoğrafçılık kursu biter. Eş'le eve dönerken bir market ziyareti. Alınacaklar hemen alınır, çıkılır. Eve gelinir. Market ganimetleri yerleştirilir. En hızlısından ıspanaklı-peynirli börek yapılır. Herkesin seveceği tarzda. Kızın eziyetsiz yiyeceği spagetti-tavuk baget haşlanır. Çay demlenir. Bu arada evin babası çamaşırları asar çok şükür. Anne yetişememiştir. Ben 16'daki kurs için hazırlanırken ev ahalisi Koçtaş'a gitmeye karar verir. Yağmur kendisine tohum almamız gerektiğini hatırlatır :) Söz verilmiştir alınmalıdır. Yemekler yendikten sonra ufak bir mızmızlık sonrası evden çıkılır. Anne kursa gider. Onlar Koçtaş'a. Bu arada dede ile buluşurlar. Tohum alıp eve giderler, Yağmur beklemeye alır kendini. Saat 19'da baba anneyi almaya gelir kurstan. Eve dönerlerken balık alırlar, laflarlar. Eve vardıklarında Yağmur başlar hani tahum ekecekti, hiç unuturmu. Eller Kayyu gibi önde birleştirilir dudaklar büzülür.
yağmur saksısı
Pazar akşamlarının en güzel yanı hafta sonunu balıkla bitirmek. Yağmur'da seviyorsa sorun yok zaten bize. Balık alınır eve gidilir. Balık yanına bolca yeşillik yıkanır. Onlar süzülürken anne Yağmur'u yıkar. Sonra Yağmur'u banyoda süzülsün diye bırakır :) Bırakmazsa mızıkır çünkü. İlla son beş dakika köpük yapması gerekir. Anne o beş dakikada yine çamaşır makinesini hazırlar bu sefer hemen başlatır :) Yağmur giydirilir, saçlar kurutulur. Baba salatayı hazırlar. Anne balıkları fırına atar. Masa hazırlanır. Masa başında Yağmur'un kimin yanına oturucağı krizi patlar. Anne çok açtır başlar balığını yemeye. Yağmur zar zor yer nedense? Üzerine düşemem çok yorgunumdur. Yemek biter. Anne çamaşır asar. Baba masayı toplar. Anne makineye yerleştirir. Saat 21'i geçmitir. Yağmur yatağına yatırılır. Çok geçmeden kalkar. Tohum ekmesi gerekirmiş. Cam mumluk saksı yapılır. Toprak, tohum, su... Saksı odaya konulur. Yağmur beğenmez salona getirir. Diğerlerinin yanına. Sonrası hikayesi okunur. Odadan çıkılır. Kendi kendine uyumasına ihtimal vermezken kendimi banyoya atıp duş alırım. Yağmur beni şaşırtır. Uyumuştur. Yorgunluktan sebep herhalde. Yoksa illa yanıma yat diyeceğini bilirim. Herkes yattımı pazar akşamı kaçamak bir kadeh ile bitirilir. Sızılır, yorgunluktan.

Hafta başlar. Kendimi işe gelmek için servise atarım ve dinlenirim yol boyunca :)

18 Mart 2011 Cuma

Bunca aradan sonra yazmak ne zor.

Blog yokken bir hastalık atlattık. Boğaz enfeksiyonu. Hoş geçmiş değil hala. Yağmur'un diliyle "antübük" kullanıyor hala.
saskin ordek

Haftalar nasıl geçiyor anlamıyoruz. Ne babası  ne ben. İş yoğunluklarından eve her zamankinden daha daha geç girmeye başladık. Üzücü. Her hafta bir önceki haftadan daha yorucu bitiyor. Yapılacaklar birikiyor.

Yağmur'un bu haftaki merakı çiçek yetiştirmek. Evdeki her türlü canlı-cansız bitkiyi suluyor. Halbuki bebek bir çam ağacı var. Ama o illa çiçek açanı istiyor. "Söz" dedim alıcaz. Bu hafta sonu saksı ve papatya tohumu alıcaz. Gül istedi ama zor dedim yetiştirmek. Papatyada karar kıldı çok zorlamadan.  Saksıya fırlatacakmış tohumları her akşamda sulayınca "büycekmiş". Anlatırken ki elle tohum atması saksıdan çok bir tarlaya atar gibi ama. Gülmüyorum anlatırken :)) birde her lafın sonuna "bilyomusunnnnnnnn" ekliyor. Uzata uzata. Birde "sen bunu yapabilyonmuuuu" var. Eritiyor beni.

Yorgunluğa devam edersem eskiden koltuk tepesinde uyuyanlarla dalga geçerken aynını yapıyorum artık. Büyük konuşmamak lazımmış. Hele arabada hiç uyuyamam derken iş dönüşü akşamları en az iki buçuk saatlik yol maceramızda sızıyorum. Yaşlanıyormuyum ne :)

Birde hafta sonu misafirimiz var. Köyden hemde. Babanne ve dede. Heyecanla bekliyoruz.

15 Mart 2011 Salı

O hastayken...

Cuma uykuda öksürdü. Olabilir dedik.
Cumartesi gündüzleyin öksürdü. Gece rahat uyudu. Geçti bak dedik.
Pazar gece uykusunda deli gibi öksürdü. Korku bastı. Korkulu bir hastalığımız varya. Alerjik astım baharla yeniden mi geldi yoksa dedik.
yagmur eli
Bundan sebep annane-baba ile doktora gitti. Anne yokken doktor değişikliği varken. Öncekini biz severken, çok güvenirken o sevmezken her gidişimizde ağlarken sevmiş şimdiki doktoru. Boşuna telaş etmişim.

Anne işten dönerken bütün trafik ev yoluna yüklendi. Ya da bana öyle geldi. 2,5 saat sürdü yol. O yorgunluktan, hastalıktan uyumuştu ben vardığımda eve. Sıcacık, kıvrım kıvrım olmuş. Anne kızına bakerken doydu. Yemekle değil kızıyla. Üst değiştirme seansında kızın göz ucuyla bakıp gülümsemesi. Doyulmaz mı?

Sonrası kıvrılmaca yanına bir anne-bir baba. Ağzının içi sıcak. Hastalık sıcaklığı ekşimsi bir koku. Bütün gece o koku yüzümde dolandık o kolltuk senin bu koltuk benim öksürüklerle beraber. Çok uyumadık ama doyduk birbirimize. Bebek gibi uyudu üstümde yine.

Sabah bırakırken annaneye ağzında birde antibiyotik kokusu vardı. Alerjik değil, boğazlarda enfeksiyondan sebep.

8 Mart 2011 Salı

Anne okula Yağmur gezmeye

Hava soğuk yada sıcak farketmez. Her daim park keyfi yapabilir. Her çocuk gibi.
Cumartesi-pazar 16:00-19:00 arası anne okula bırakılıyor. Aslında kurs. Bir Solidworks kursu. Nicedir ertelediğim kurs. Ama ona göre okul. Pek sevimsiz bir kurs aslında. İçeri girdiğinde bildiğin gri görünümünde herşey. Ama ona göre annesi o okuldayken orası çok güzel oluyor. Aslında beni bırakınca okula babasıyla doyasıya üç saat başlıyor. Güzel olan bu :)  Daha sabahtan adımını yataktan atarken başlıyor sormaya. Bugün senin okul varmı diye. Evet cevabıyla mutlu. O yuppilerken ortalıklarda ben şaşkın. Mutluluk beni okula bıraktıktan sonra babasıyla takılmalarıymış. Neresi olursa... Mesela bu hafta deniz anası sevmiş. Kocaman'lar, resimlerini gördüm. Uzaktan sevmiş tabi.
Birde pazar günü koşar adım gittiğimiz bir kurs var. Fotoğrafçılık. 10:00-12:00 arası. Ama babası da bana eşlik ettiğinden bu kursta Yağmur'un annane-dedeyle randevusu başlıyor bu saatlerde. Kurs bitiminde eve vardığımızda her türlü oyun oynanmış Yağmur mutluluktan kanatlanacak vaziyette dede ise yerlerde sürünürcesine kapıyı açıyorlar. Torun baldan tatlı, kıyılmazmış ya...

Geçici bir dönem, panik yok. Yağmur mutlu annesini okula bırakırken.

Dip not: Fotoğraflar babaya ait.

4 Mart 2011 Cuma

"annemi çokkk sevdiyim için seni özledim"

Şimdilik yazamıyor ama dilinden dökülen hafta sonu planı var. O söylüyor babası yazıyor.

Yazmaya başladığında ise bize yazılan çok not bulacağız belli :)

1 Mart 2011 Salı

Alışmaya çalışıyoruz...

Yollar uzadı. Biz anna-baba-çocuk üçlüsü olarak evden çıkmaya Yağmur'u okula bırakıp yola devam etmeye alışmışız. Şimdi onlar baba-kız uyurken ben evden çıkıyorum. Buna alışmaya çalışıyoruz.
Yollar uzadı ya. Sabahları evden çıkmamın bir saat akşamları eve varmamın bir saat farketmesine alışmaya çalışıyoruz. O iki saat kimseye birşey ifade etmezken bendeki etkisi büyük. Kızımla vaktimden çalıyorum(z). Benim hayatım o halbuki, herşeyden önce. Akşamları apar topar annanede karın doyurup eve gitmeyede alışıyoruz. Yoksa iki laf etmek günü değerlendirmek hiçte fena değildi fazladan zamanımız olsa.
Eve varıpta iki ayak bir pabuçta herşeye, Yağmur'a yetişmeye onu ihmal etmemeye çalışıyoruz. Eve vardıktan sonra uyku zamanına kadar boya, oyun, kitap birşeyler sıkıştırıyoruz. Hangisini canımız çekerse. Yağmur'da farkında koşuşturmacayı. Bazen sadece mısır patlatıp sarmaş dolaş olmakta kafi geliyor ikimize. Bu halimize ufacık bedeniyle alışmaya çalışıyor.
Oluyor da bazen yoldan çıktığımız zamanlar. Çok çabuk telafi ediyoruz. Büyüyoruz...
Yağmur uyuduktan sonra koca günden elde ne var diye düşününce sadece yarım saat çıkıyor yada taş çatlasın kırkbeş dakika beraber vakit geçirdiğimiz. Alışmaya çalışıyoruz birbirimize kalan o minnacık zamana.

Ama çokta alışmak değil amacımız bu duruma. Geçici diyoruz. Amaç yakın olmak kızıma dahada yakın. Mesela okuldan kızımı almışımda eve beraber gitmişiz yemek hazırlayıp babişi beklemişiz. Sonrada saatlerce oyun oynamışız. Yakındır...

Bu arada bize gösterdiği her türlü destek için aileme özellikle anneme ne desem az kalır. Çok şükür iyiki varsın(ız). Yoksa o yarım saatte kalmazdı bize...