29 Kasım 2011 Salı

mamur :*)

Okulda ki ders vücudumuzu tanıyalım.

Öğrendiklerinden sebep kendi yorumunla; içimizde yemek borusu haricinde birde su borusu olduğunu düşünüyorsun. Yemeklerin ayrı borusu içtiğimiz suyun ayrı borusu olduğunu söyleyip duruyorsun.
Güldürüyorsun :)

Hatta gözyaşımızın o su borusundan geri gelip gözümüzden çıktığını iddia ediyorsun.
Daha çok güldürüyorsun :)

Pazar günü senden kaçıp azcık dinlenen babana "hadiii hadii oynayalım" dediğinde. Ben az birazcık babanın gözüne girmek için biraz dinlensin pili bitmiş dediğimde içeriden bir koşu 2 kalem pil getirip  "o zaman pilini değiştirelim" diyebiliyorsun.
Yerlere yatıyorum gülmekten :)

Ama şu yabancıdan taklit pazar akşamı dizisinin başrol oyuncusuna bakıp... "Bak kızına ne iyi davranıyor" "sense hep bana tızıyoysun" diyebiliyorsun.
İşte bu hiç güldürmüyor bilesin.

Böyle zamanlarda seni içime sokup o minnacık öfkeli hallerimden seni sakınıp kendimden koruyup azcık daha büyüyünce çıkarmak istiyorum. Bilesin.
Hadi şimdi sen gül mamurrr hanım :)

28 Kasım 2011 Pazartesi

1 anne 2 çocuklu evcilik oyunu.

Evcilik oyunu dediğin çocukken kolay(mış). Ve evcilik dediğin ya bir süre sürü arkadaşla ya da kardeşle oynanmalı(ymış).
Hafta sonları çekirdek ailemiz olarak 1 veya 1,5 saat evcilik saatimiz var evdeysek. Yağmur'un anne olduğu bizim çocuk olduğumuz. Bizim aynamız olan evcilik saatleri. Gözünden kendimizi gördüğümüz anlar.

Dün sandalyeleri yan yana koyup araba yaptık köye doğru yola çıktık. Çıkmadan önce yolluk hazırladık. Bagajı ağzına kadar doldurduk. Arabayı (babası) yeni rolüyle abi kişisi kullandı. Bende kardeş olarak yanında yer aldım. (1 anne ve 2 çocuk vardı kurduğu oyunda). Asıl konudan önce; uzun zaman oldu üçümüzün uzun yola çıkmadığı. Belli özlemiş. Hele ben... Hele şimdi dışarısı kış iken arabanın içinde sıcacık yolculuk ne güzel olurdu. Bagajı ağzına kadar doldurmaya gerek kalamayacak bir yola gitmeli. Sabah çıkmalı akşam dönmeli. Hafta başından hafta sonu planı... Neyse konu bu değildi.

Asıl konu; Evcilik. Evcilik gibi ama küçükken oynadıklarımızdan değil. Biz üç kardeş ya da beş-altı kuzen bir araya gelir deli gibi saatleri yerdik evcilik oynarken. Yağmur ise bir başına... Bazen bebeklerini konuşturuyor bazen bizi çağırıyor. Bize sen böyle "de", böyle "yap" diye direktifler veriyor. Doğaçlama değil piyes şeklinde. Hoş bu yaştan sonra doğaçlama olsaydı bile evcilik sarmıyor. Masuscuktan yemek yaparken aklın asıl yapacağın yemekte kalıyor yada iki dakika ayaklarını uzatıp yatmakta. Sen bunları düşünürken o en masum haliyle gözlerinin içine bakarak "hadiiii annnee, hadiii annee biraz daha oynayalım" diyebiliyor konuşmadan, sadece bakarak. Kırmak ne mümkün kıyıl(a)mıyor devam ediliyor oyuna...

Evcilik onun dediği anda başlıyor ve o ne zaman isterse o zaman bitiyor. Bittiği gibi o başka oyuna dalabiliyor seni bırakıp. Sen ise aklında sorularla baş başa kalıyorsun. "Kardeş istiyorum" isteğine kulaklarını kapadığın için ve artık yapsan bile geç olduğu için kendi kendini yiyorsun. Biliyorsun senin oynadığın rolü ya bir arkadaş çocuğu yada bir kardeş canlandırmalıydı. Sen sadece sesler yükseldiğinde odanın kapısından bakıp onları eski sakinliğine döndürmeliydin. Gerçek bu, biliyorsun. Niye kardeş isteğine kulağını kapadın. Tamda Yağmur büyümüş iken zor geldi dimi yeniden aynı serüven. Yapsaydın onlar evcilik oynarken veya bir oyuncağı paylaşamıyorlarken kapıdan yarı muzip bir yüz ifadesi ile seyrediyor olurdun onları, mutlulukla. Hep zor yanlarını düşündün. Biliyordun kardeş isteğinin altında aslında oyun arkadaşı isteğini olduğunu ve bunu bildiğinden kulak arkası ettin bu isteği. Hem bilmiyordu ne kadar zor büyüklerini dimi.

Zordu ama senin çıkarın yok muydu? bu işten Bahar. Bir değil iki yavru, bir değil iki eşsiz koku, bir değil iki anne diyen çocuk :) Her şey bir değil iki. İki kocaman sevgi. Bir sendeyken diğeri babada. Bak gözünde canlandırması bile güzel. Büyümesi zor belki ama ya büyüdüklerinde ki verdiği gurur.

Bak bacak kadar çocuğun evcilik oynarken sana yaptıklarına. Ya kızını evcilik oynamaktan alıkoy hiç bunlar aklına gelmesin. Ya da ikinci çocuk için geç kaldım bahanesini bir kenara bırak başka bir bahane düşün. Daha gerçek olsun. Kardeşin geç kalmışı olur mu? Bilenler cevap versin.

Hem zaten hep kalabalık bir aile istememiş miydin? Ne oldu da böyle oldun.

24 Kasım 2011 Perşembe

Günlerden bir gün... Bölüm-1

Fotoğraflar şirin Tibet'in güzel annesi Sibel ile kaçamağımızdandır.
Yedik, içtik, gezdik, üşüdük, konuştuk, sustuk, güldük çokça keyiflendik.
Dediği gibi terapi niyetine iyi geldi tüm gün beraber olmak. Etkisi bitti diyemem kendimi pek bir güzel hissediyorum sayesinde.

Demişmiydim? Sibel'im güzel kadın seviyorum seni :)

23 Kasım 2011 Çarşamba

5 biterken...

iyi ki dogdun...
Ne yazarsam yazayım dilekler hep bir eksik kalacakmış gibi.
Kısacası sağlıklı ve hep mutlu ol kızım :)

21 Kasım 2011 Pazartesi

Şak şak


Daha dün gibi şak şak yaptığımız günler.

Evde, sokakta yorulmadan şak şak yapıp azar işittiğimiz günler de dün gibi :)

Kendi yaşıma bakınca dün gibi demek komik gelse de... dün gibi işte.

Çok şükür hala yapabiliyorum şak şak.
Şimdilik yapma diyen yok ;)

Birde hula hopp vardı. Hani şu belde çevrilen halka. Onu'da bulursam ne ala :)

18 Kasım 2011 Cuma

Hep sen, hep sen gül'üm

Baban İstanbul'un  bir ucunda çalışıyor ben bir ucunda. Beni işe bıraktığında dört köşe oluyorum işinden daha bir kıymet verdiği için bana. Ama...

Konu hep sen. Yapmayalım desekte dönüp dolaşıyor konu sana geliyor.

Az öncesine kadar msn'de yine seni konuştuk. Teknoloji'ye bak iki insanı aradaki mesafeye rağmen buluşturuyor ama konuya bak. Eskiden olsa. Neyse... bu da bizim seçimimiz :)

Konuştuğumuz; sen ve yarın ki aşı, iştahsızlığın birde son zamanlardaki ağlamaların... Bizim çözümlerimiz. İşe yararsa ne ala yok yaramazsa pazartesi burada ben ağlamaya başlayacağım.

Neyse, ne diyordum?
İki lafın biri sensin... diyordum ;)

16 Kasım 2011 Çarşamba

Akıllı ol!

Yazdım sildim, yazdım sildim, evirdim çevirdim... Yok yok insanın kendine doğum günü yazısı yazması çok zormuş anladım.
Dün akşam; Yağmur "sen 35 değil 36 olacaksın" dedi. Niye? dedim.
Sebep; geçenlerde eve öylesine alınan bir pastayı mumlayıp üflediğim için +1 büyümüşüm. Minicik pasta bana 1 yaşa mal oldu. Bir daha olur olmaz pasta üflemek mi? Yok kalsın.

Şimdi; bak zırvalıyorum, hala aklımdan geçenleri yazamıyorum. Günü yaşa, anı yaşa, mutlu ol, daha çok gül, daha çok gez, daha çok yer gör, sevmenin sevilmenin tadını çıkar, ileriye bak geriye dönme, düşünme. Yaşanmış bitmişi kafana takma. Akıllı ol! Bunları yaparken de en sevdiklerini yanına al. Yoksa... neyse. Keskin sirke küpüne zararmış. Unutma!

Son söz; iyi ki doğmuşum ve iyi ki doğurmuşum arka koltuktaki bücürü :)

15 Kasım 2011 Salı

Arpacık kumrusu gibi...

Pek kimselere çaktırmasam da yemek yapmayı bilirim. Mutfağa girdim mi? öldür allah çıkmam. Ordu doyuracak saat kadar mutfakta kalsam da elimde tek kase ile çıkabilirim. Sonra "eee nasıl olmuş" diye sorabilirim. Ya da tencereler dolusu yemeği ye.. ye, bitiremeyiz. Mutlu muyum? çok. Bir tür terapi. Yaklaşan öğüne yemek yokken ben kek yapma, kurabiye pişirme telaşında olabilirim. Bunlar yapmayı geç öğrendiğimden mi? yoksa maksat evi mis gibi kurabiye kokusu ile doldurmak mı? bilmiyorum. Bence ikisi de :)

Mutfakla barışığız ailecek. Dışarıdan bakana aksi gibi görünse de. Yağmur kendi portakal suyunu kendi yapabilir? Yeter ki evde portakal, mandalina, limon olsun. İçine bal bile koyabilir. Niye? diye sorana "süte koyuluyoysa buna da koyulabiliy" der :) Yapma dur, döktün pislettin de demem. Pisletirse temizleyeceğini bilir. Kağıt havlular ulaşabileceği uzaklıkta nasılsa. Yeter ki özgürlüğünü kısıtlama ondan mutlusu yok o zaman.
arpacık
Gözlemlemiş bizi... Öyle ki akşamın bir saati gelen acil durum misafirleri için evi derli-toplu yapabiliyor. Bir şey demeye gerek yok. Olması gerekeni biliyor... Zorlama yok, baskı yok, yapma-etme yok. Mutlu mu? mutlu.

Yazıyla fotoğraf ne alaka peki... Kaç gündür kendi kendimi yedim. Arpacık kumrusu gibi bir oturdum bir kalktım düşündüm. Ben yanlış anladım yine dedim, hafifledim. Sonrası bir kaç gün kendime dünyayı dar ettim. Düşen yüzümü anımsatsın diye bu arpacıklar. Halbuki yazsaydım daha çabuk hafiflerdim.

Birde bu arpacıkları az yağda koyulaşana kadar kavurup üstüne biraz toz şeker ilave edip karamelize edince değme yemeklere taş çıkartıyor. Demedi demeyin.

11 Kasım 2011 Cuma

(ah) bu bayram...

Hangi bayram ya da hangi tatil daha az yorulacağız. Her seferi bir öncekinden daha yorucu geçiyor. Keyif olmasa çekilir değil bu kadar koşuşturma.
 Ama olsunnnn... yine olsa yine yaparım :)

Koca tatilde uykumu aldığım tek gün dündü. Evet dün yani işbaşı yapmam gereken gün. Fazladan bir saat uyumak; televizyon izlerken koltuğa gömülüp bir göz kapalı, bir göz açık... Aslında ben uyumuyorum havaları vermeye çalışırken ki kadar tatlı bir uykuydu. Haniii koca tatil uyusam bu kadar iyi gelmezdi fazladan bir saatlik uyku.
 Ama olsunnnn... yine olsa yine yaparım :)

10 Kasım 2011 Perşembe

10 Kasım


Geçen sene bu zamanlar huzuruna çıkabildik Ata'mızın...

Bizim yaşımız için geç minik boyumuz için erken bir ziyaretti.

Şimdi saygıyla ve daha çok özlemle anıyoruz...

7 Kasım 2011 Pazartesi

Orta kahve



İki misafirlik arası kahve molası.
Kendime getiriyor beni.

Dolayısıyla bizi :)

4 Kasım 2011 Cuma

Bayramlaşma

Bana, kız kardeşime, iki kuzenime her bayram annem dikerdi elbiselerimizi. Hatta abartır dört kıza aynı model dikerdi. Kumaşından ipliğine kadar aynı olurduk. Dört boy kız aynı model elbise ile bayram geçirirdik. Daltonlar gibiydik diye bir benzetme yapmıyorum. Siz de yapmayın :) Elbiseler küçüldükçe bir küçüğümüze geçerdi. Kesinlikle eskimeden dolaba kalkmazdı. Öyle güzel bayramlardı.
Yarın Yağmur'un bayramlık elbisesini, çorabını yıkayıp ütüleyip odasına, yatak üstüne iliştireceğim. En çok o mu? heyecanlı ben mi? bilemiyorum.

Küçüğe kıyafet büyüğe tatil demekmiş bayram. Ben tatil geldiğine seviniyorum o bayram geldiğine. Yine el öpüp alacağı bayram harçlığıyla oyuncak alma telaşında Yağmur. Öyle bir telaş ki geçen haftadan başladı benim elimi öpmeye. Ben bayramlığını aldım benden harçlık çıkmaz kızım demedim :)

Toplasan bir elin parmağını geçmeyen akrabalarla ilk gün bayramlaşıp sonrası evde dinlenmece, yatmaca-kalkmaca, dostları ağırlamaca, gelecek mini mini bebişlere kurabiye yapmaca, bolca çizgi film izlemece, evi mis mis yemek kokutmaca ve illa bir gün balık-şarap yapmaca vb. şeklinde geçecek. Birde baklava yapmaya niyetliyim. Akşama fındık kırıp, kavurup, baklava yufkasına saracağım. Tatlı sevmeyen birinin tatlı hatta şerbetli tatlı yapması çok normal değil biliyorum. Ama bayram işte :)

Lafı uzatmayayım kısaca iyi bayramlar diliyorum ya da iyi tatiller... :)

1 Kasım 2011 Salı

Kasım ayı bir başkadır bende

Hem doğduğum hem doğurduğum aydır Kasım.
Evde doğum günü telaşına düşmüş bir ufak boyum var. Geri sayım için takvim istedi. Yaptım götürdüm. Bir-iki karaladı günleri. Sonra yine günlerden bir gün takvime baktı, baktı ve "biz niye aynı gün doymadık" dedi. Öyle ya madem ikimizde Kasım'da doğmuşuz neden aramızda birkaç gün fark var.
Güldüm :)

Ben bu sorunun günün birinde geleceğini biliyordum. Cevabım hazır ve kendime has bir düşüncem vardı. Belki doğru, belki yanlış.
Belli belirsiz yine güldüm :)

Şimdilik yani küçükken çok eğlenceli olurdu doğum günlerimizi birlikte kutlamak, eminim. Ama emin ol hep böyle minik kalmayacaksın. Gün gelip büyüdüğünde dostlarınla kutlamaya başladığında aklın bende kalmasın beni ihmal ettiğini düşünme istedim. Belki doğru belki yanlış bir düşünce demiştim dimi. Hoş normal doğumla gelebilseydin o başkaydı.
Sana bunu anlatmak için erken. Anlaman içinde erken.

Sende kendine has bir çare buldun. "Doyum günümde sende benimle üfleysin pastayı" dedin.
Olur dedim.

Gülüştük :)