26 Ağustos 2011 Cuma

YAĞMUR'DAN İNCİLER

Dün akşam;
-"ne kaday okula gitcem" dedi.
-"1" dedim.
-"yuppi" dedi.
-"ertesi gün köy gidicez" dedim, çok sevindi.
-"bol bol yeşillik yiyeceğiz" dedim.
-"ot'mu yiycez" dedi.
-"dolma yiyeceğiz" dedim.
-"ben kabuklayını yeyem" dedi, anası kılıklı.
-"yok karalahana yani yaprak yiyeceğiz" dedim
-"yuppi"dedi, yine.

Biz ertesi sabah köye gidiyoruz. Her bayram olduğu gibi. Dinlenip, bol bol yeşil stok yapıp geleceğiz.

Birde akşam yanına yatıp kitap okuma faslında. Ben yatağa varırken ayağını, kolunu birden altıma koyuyor. Bende "annem ezilcen" diyorum. Gülüyoruz :) Bunu yapınca "çok şakacı" oluyormuş.


İyi Bayramlar şimdiden :)



25 Ağustos 2011 Perşembe

BATTANİYEMMMM KARELİ BATTANİYEMM

Aslında bu sabahın yazısı bu değildi, resimleri de.
tibet
Ben; bu haftanın mesaisinin geç bitmesinden, koca kişisinin ay sonu yoğunluğundan beni iş'ten geç almasından, eve geç varmaktan, akşam yattığımız yeri bilememekten, Yağmur'a doymak için bayram tatilini beklediğim ve beklediğimizden bahsedecektim. Ama siz şimdi hepsini unutun :)
mcquin Tibet


Şimdi bu şarkıyı bir dinleyin. Sibel'in bayıldığım, boncuk gözlü oğlu Tibet sayesinde dilime yapıştı. Öyle ki bu sabah mırıldanarak kalktım. Dinleyin, hak verin!

İşte o meşhur şarkı. Tık....

Battaniyemmm kareli
Battaniyem değerli
Her saniyem değerli... :)

23 Ağustos 2011 Salı

...

Yok olmayı istedim dün.
bir varmışım bir yokmuşum
İçimdeki ses dışarı vurdu... Konuştu, konuştu... çok konuştu. Sebep ise koca bir hiçti.

http://fizy.com/#s/1rv2mp


18 Ağustos 2011 Perşembe

HAMAK

çınar altı
Benim sinek vızırtısını dahi kaldıracak halim yokken. Gençlik sen ne menem bir şeysin ki; sabahtan beri kulaklıkla rock müzik dinliyorsun. Ve bu saat oldu hala dinliyorsun. Gençlik işte!

Bugün ihtiyacım olan tek şey, dinlenmek. Ve içimden daha az konuşmak.

Dinlemek isterseniz tık.

16 Ağustos 2011 Salı

BİR SAKİNLEŞTİRİCİ RİCA ETSEM

Sebepsiz yere gülücüklerle başladım güne. Sebebim yoktu olsa kahkahayı basardım. Sebep olmayınca bende içimden güldüm, komik şeyler düşündüm boşa gitmesin gülme isteğim diye. Hatta proje çizerken kulaklık takıp Cem Yılmaz dinleyeyim bari dedim, sonra topladım kendimi.

Kendimi bildiğimden hiç benlik bir durum değil. Korkmalı! Hele cumartesi, pazar, pazartesi ve bu sabah ateşi inip çıkan, burnu akan bir çocuk varsa. Bu durumda gülme isteği delilik imareleri gibi duruyor.
burn
Gülmeme sebep; hafta sonunda geçirdiğimiz krizlerdir belki. İlk bölümlerde sevimli gibi gelen sonrası insanı çileden çıkaran Mickey Mouse Clup evi olabilir. Kaç kere izledi bilmiyorum ama bıkmadı. Boş anında dvd oynatıcının tv girişinin fişini çektim. Baktı televizyona görüntü gelmiyor, pes etti. Kurtulduk ya ben mutlu, o biraz üzgün. Olsun gülmek için iyi bir sebep :) Unutsun istiyorum Mickey'i.

Gülmek için bu yeterli bir sebep değilse... Birde yarın sabah gireceğim, fotoğraflarını çekeceğim bir doğum var, bu nasıl? Bence bu düşündükçe dizlerimi titreten, şimdiden uykumu kaçıran, ardı ardına kahve içme isteği uyandıran, akşama gideyimde kızıma sarılayım bari öyle uyuyayım dedirten garip bir durum. Nasıl olacak?

En iyisi deliliğe vurup, gülmek :D

Atölye umarım utandırmam.

12 Ağustos 2011 Cuma

İNCİR REÇELİ

atatürk alberetumu
"Ben reçel sevmem ki!" diyor filmde bir replik. Bende diyorum, içimden.

Eve girip-girebilecek tek reçel çilek'tir, sonrası vişne. İncir'e sıra gelmez, sevmediğimden. Adında sırf reçel geçti diye izlemedim, erteledim. Ön yargımdan. Sonrası çok yerde duydum filmin sonunu, süprizi kalmadı dedim. Bahane çoktu bende, taaa ki dün akşama kadar.


"Siz ve basit ön yargılarınız" diyordu başka bir replik. Ne haklısın diyordum, içimden.


Sonrası şaşıyordum kendime, sonunu bildiğim filme niye ağladığıma. Boğazım düğümlenerek, burnumu-içimi çekerek. Hani ağlar ağlar yutkunamazsın ama en sonunda glup diye koca bir şey geçer boğazından. Sanki koca bir eriği çiğnemeden yutmuşun gibi. Başından beri sarılarak filmi izlediğinden saklamışsındır ağlamanı, arkanı dönerek. Ama o sesle anlar senin ağladığını, sonrası zaten gözyaşların damlar onun koluna, artık saklanacak birşey yok. İçini çeke çeke ağla artık.

En son hangi filme ağlamıştım sahi ben, hatırlamıyorum! Ama diyeceğim o ki güzel filmdi İncir Reçeli.

10 Ağustos 2011 Çarşamba

ÖNCE&SONRA

Çatalca biberi bunlar, tatlı olanlarından. Okul çıkışı kızı kapıp gidilen tarladan... Bir anane-torun işbirliği.
çatalca biber
Haşla, tuzla, sirkele, sarımsakla. Hepsi bu. Sonrası evde keskin sirke ve ertesi sabah elden çıkmayan sarımsak kokusu :)
biber
İtiraf ediyorum işten dönüşte bazı akşamlar içime nadir olsada bir hamaratlık kaçıyor. O an yakasından sarılıp hiç gitme diyesim geliyor hamarat yanıma. En azından kış hazırlıkları bitene kadar :)

8 Ağustos 2011 Pazartesi

ZIP ZIP TİGGER

koşmasaydın
Gezmeye başlarken;
Yağmur elimi tutarmısın?
Yağmur iki ayağınla yürürmüsün?
Yağmur önüne bakarmısın?
Yağmurcuğummm....

Anne zıvanadan çıktıktan sonra;
Yağmur elimi tut.
Yağmur iki ayağını sırayla bas.
Yağmur önüne bak.
YAĞMURRR....

Bir ayağı yere sağlam basarken diğeri illa seksek oynarmış gibi zıplıyor. Sonra ayaklar değişiyor, öteki zıplıyor. Hatta o zıplarken arkadan gelene zıplama hissi uyandırıyor. Bana öyle oldu :)

Sahil'de, tatilde, evde çok sevimli bu yürüyüş. Ama kızım kalabalık ortamda seni koca cüsseli insanlardan, arkada bakıp yürüken önüne çıkan duvardan, elimi bırakıp kaçarken saniye içinde başına gelebilecek kazalardan korumaktan bitap düştüm(k) dün.

Söz konusu yer İkea.

5 Ağustos 2011 Cuma

N'OLURRR 5 DAKİKA DAHA UYKUSU

Anlaşıldı her cuma bende işe geç kalma durumu oluştu. İyi güzel de bu sabah işe geç kalsaydım beni işe bırakacak koca kişiside evde yoktu. O kargalar kahvaltısını etmeden yola çıkmıştı, şirket tarafından eğitilmeye-öğrenmeye... Ben ise güzergahım pek çok ve uzun olduğundan hiç denememiştim toplu taşımayı.

Durum şu ki: Sabah telefonun alarmını, yola çıktıktan sonra beni uyandırmak için arayan kocayı göz ardı ettim. Elimde telefon alarmı kapatırken kendime "uykum varrr" dedim. Ve uykuya daldım. Uyu Bahar uyu!
barbun
Uyudum, uykumu aldım, büyüdüm... Göz ucuyla saate baktım. 5 dakika dalmışım da uyanmışım gibi gayet sakin. Uyanmam gereken saatin üstünden 1 saat geçmiş ve servisin beni almasına 5, bilemedin 10 dakika var.

Yataktan ışık hızıyla nasıl fırlanır. Fırmalak isterken çarşafa nasıl dolanılır bu sabah öğrendim. Odamdan Yağmur'un odasına resmen uçtum. En sevimli ses tonumla "kızımmm hadi kalk" servis gelecek dedim ve kalktı. Normalde kalkmazdı ama beni nasıl panik gördüyse, zavallıcık. O'nu giydirdim, kendim giyindim. İlk onun çantasını hazırladım sonra kendimi hazırladım.

Ve ayna karşısına geçtim. Kendimi insana benzetmek için. Saç-baş dağılmış yüzüme bakılmaz hale gelmiştim. Yüzümde, kollarımda çarşafın izleri vardı ve uykudan şişmiştim. Aynaya bakarken Yağmur etrafımda fırrr dolanıyordu. Nasıl mutlu, uykusunu almış. "Annem biz senle kuyaföye gittik yaaaa senin gitmenee geyek yoktu. Sen böylede güzelsin" dedi. Her ne kadar aynadaki yüzüme bakıp yok yaaa desemde, ayaklarım yerden kesildi, ;)

Sonra kapıdan attık kendimizi yola, arabaya bindik. O okula ben işe.

Vee yarın cumartesi.

4 Ağustos 2011 Perşembe

BİR AYAKKABI MACERASI

Bir seneyi devirdi bu ayakkabılar. Geçen sene çocuk bayramında, bir hevesle alındılar. Numarası olması gerekenden bir büyük. Amaç bir sonraki senede giysin diye. Bir sonraki sene diye düşündüğüm sene bu yazdı aslında. Nereden bilebilirdim ayakkabı kalıbının olabileceğinden daha büyük olabileceğini. Sanal'dan alındılar tabii yoksa bu ne biçim anne demeyin.
concon
Ayağına büyük gelmesi giymesi için engel mi? Evde olduğu sürece, değil tabi. Giydiğinde o ayakkabılar ayağında palyaço pabucu gibi duruyor. O derece büyük, ama o mutlu. Birde yürürken tökezliyor. Normalde ayakkabı dolabında durması gerekirken o hep baş köşede. Yağmur ayağına giyip tökezlemese bile orada- burada takılıp biz tökezliyoruz. Normalde benim bu yaptığım dalga konusu olacak iken ayakkabının sevimliliğinden kimse büyük bu, ayak altında dolaşmasın boşyere, kaldıralım demiyor. Neyse ki evde bizi gören yok. Bende burada açık vermeseydim iyiydi ama dayanamadım.

Gün gelecek kirlenecek bu ayakkabılar ama artık seneye... Tabi kıyıp sokakta giyebilirse bizimki.

1 Ağustos 2011 Pazartesi

DEYZE

Doğdum.
Çocuk oldum.
Abla oldum.
Genç kız oldum.
Eş oldum.
Anne oldum.
Yenge oldum.
Şimdi teyze oluyorum.
deze
Hayırlısı ile anne yarısı olucam.
Hem kendi kardeşime hem anne yarımın torununa.

Off yine boğazım düğümlendi. Ama bu sefer sevinçten.