27 Temmuz 2011 Çarşamba

YİNEMİİİ BAMYA

Rahat bir insan olmadım hiçbir zaman. Yolun yarısına 1 kala kendimi keşfediyorum. Su isterken bile çekinirim ben. Komik dimi.

Beni rahatlatanlardan bir bir bahsetsem.

Bir Yağmur'dan ve çocuklardan saatlerce bahsedebilirim.
İki fotoğraf çekerken çok rahatım. Misal "gel şu çimenlere uzan" dese biri yokk yada cıkksss derim, terste bakarım yetmezmiş gibi. Ama sen poz ver bak nasıl uzanıyorum. İşini bilcen kardeşimmmm...
Üç yazarken rahatım, olmadığım kadar.
su kuşu
Biterim hani şu lafı gediğine koyanlara. Ben hiç yapmadım, yapamadım. Şu bir gerçek ki biri bir laf söyler ve  unutur gider. Bende böyle değil durum. Kalır bende, unutmam. Üzerim kendimi yetmez etrafıma çektiririm laf sokanın bana çektirdiklerini. En çok en yakınımdakiler nasibini alır durumdan. Mesela dün akşam bizim kızın "yine miii bamyaaaa" diye diretip, benim illa yenecek diye ısrarcı olmam. Yetmezmiş gibi elime çatalı alıp ağzına sokmak istemem. Yoktu bir kasıt hatta sıcakta yenmez ki bu diye çokça hak veriyordum. Ama illa acısı çıkacaktı sabah beri beni meşgul eden sıkıntı birinden. Ama niye kızımdan. Bebe o... Ama bende bebeyim :) Yaptıklarıma baksanıza daha büyümemişim.
baba-kız
Madem yazarken rahatım niye şimdi başlamıyorum. Olay bu; şu bunu dedi, ben bunu dedim, sonra söyle oldu, falan-filan... Yaz dimi, konuşamıyorsan. Yok olmuyor. O kısmıda o kadar rahat olmadı bu sefer.

Elin lay lay lom diye söylediği bir cümle altı-üstü. Unut işte, unut. Git akşam kızına sarıl. Bamyayı da unut. O yerken ki eşkiliğine bayıldığın halde yedikçe kızını üzdüğünü hatırlıycaksan bu sene buzluğa bamya koyma. Rastladığın yerde ye dimi. İşte bitti, gitti.

Gülümse şimdi :)

22 Temmuz 2011 Cuma

ÖMÜRDEN ÖMÜR GÖTÜREN 30 DAKİKANIN ÖZETİ

Gün benim iş'e geç kalmamla başlar. Çok şükür ki beni işe bırakmaya meraklı bir koca vardır. Hiç sorun yoktur geç kalmamda. Yeterki iş yeri sorun etmesin :) Cuma sabahı ben güzel güzel uyurken günü cumartesi gibi hissederken kapınin ziliiii çalarr... Çokmu çalar, azmı çalar bilemem. Bana kalsa duyduğum gibi kalktım :) Cumartesi sabahı kimdir bu diyede düşündüm ve annemi kapıda görünce anladımki çok güzel uyumuşum.

Yağmur yüzmeye gidecektir ve annem Yağmur'a hadi kızım, hadi bebeğim, hadi güzelim vb. şekilde uyandırmaya çalışır. Biz hazırlanmışız, annem "Bahar dur" diyor. Anlıyorum birşey olduğunu yatak odasından çocuk odasına geçerken düşündüklerim? ... Yağmur'un dize yakın arka baldırda minik bir siyah kabarıklık var diyor. Kenemi??? diyor annem. Benim gözümün önünde minik keneler uçuşuyor o andan itibaren. Kene, kene, kene aklım gidip geliyor. Benim panikliğimin tam karşıtı olan evin sakin babası geliyor. Yağmur ben ve ananesine yeterince bacağını göstermiş "aytık babam bakmasın" huysuzluğu yapıyor. Neyseki evde sakin biri var. Baba daha çok erken kalabalık olmadan aile hekimimize gidelim diyor. Kendini özel hissediyorsun doktorun adından dolayı.
erikli yağmur
Aile hekimimize hem hiç gitmemişizdir, o bize geleceğine biz ona gidecektik. Sabahın erken saatlerine güveniyorum. Kalabalık değildir birrr, kalabalık başlamadığı için kafası bulanmamıştır bu ikiiii. Hastalık yok, sadece siyah bir kabartı var kene olduğunu sandığımız ve ilk kez aile hekimimize gidiyoruz. Kendimi sakinleştirmem; İstanbul'da panik yapacak birşey yok diyorlar bangır, bangır tek güvendiğim nokta bu. Züğürt tesellisi.
yağmurun yaaası
İlk, bilemedin ikinci hastayız. Oda'ya giriyoruz. Doktor durumu soruyor. Baba cevaplıyor. Doktor bacağa bakıyor. Evet kene diyor. Ardından ekliyor "hiç kene almadım ve ne yapılacağını bilmiyorum". Şakamı bu! Kamera nerede diye sormak gelmiyor aklıma. Doktorsun, ailemizin hekimisin ve kene'de ne yapılacağını bilmiyorsun. Çok bulaşmadan, belli ki dünden çok yorulmuş diyerek kendi özelimize yol alıyoruz. Zaten doktor'da özel'e gidin diyor. Var bi bildiği demek.

Bana kalsa ilk yapılcak olan buydu. Ama evin sakin babası her fırsatta madem dünya kadar vergi ödüyoruz devletin her kurumunu kullanalım mantığında olduğundan gidiyoruz aile hekimimize. Halbuki biliyor vergisi alınana kadar adam yerine konulduğunu sonrasında unutulduğunu. Neyse...

Acil'den özel'e giriyoruz. Nöbetçi doktor geliyor. Işığı tutuyor, iğne uçlu enjektör'le çok hassas olarak siyah noktayı irdeliyor. Kene değil diyor, kan toplamış. Ohhh diyorum, gülüyorum. Bu rahatlama az önce olsaydı bir evvelki doktorun benden çekeceği vardı. Ufak bir pansuman ve çıkıyoruz. Yağmur ağladığı ile kalıyor. Ama içim(iz) rahatlıyor ya varsın ağlasın. Ben iş'e kız yüzmeye gidebilir, hadi dağılalım. Evden bin öpücükle beni uğurluyor gül'üm.

Ben ise iş'e giderken; aile hekiminden ayrılıp özel'e giderken ki durumumu düşündüm. Beş dakika içinde kendi kendime ne anneliğimi bıraktım ne başka birşey, nasıl bu kadar dikkatsiz olurum diye kendi kendimi yedim. İçimdeki ses "sen akşam'dan sabah'a o uyurken kaç kez yanına gidip üstünü örtüp, öpüp-kokluyorsun hiçmi fark etmedin" dedi yol boyu. Konuştuda, konuştu ortalığı boş buldu... Verecek cevap yoktu.

Ama birde sabah uyuya kaldığım için sevindim, iyiki yanındaydım.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

BİR DALIP ÇIKSAM

Şu video'yu yapacam diye yorulduğum kadar Ege'de gezerken yorulmadım desem. Çokmu abartmış olurum :)

Gelelim tatilin Ege kısmına; Akyaka'da üçüncü yazımız ama diğer yerler çekirdek ailemiz için ilk'ti. Bu yaşı beklememeliydik aslında Efes'i görmek için. Gitmeyenler bu cümleyi ciddiye alın. Hele oralara gidip yarım gün bize yeter gezip, çıkarız hiç demeyin. Yetmiyor, bilesiniz.

tatil 2011 | izlesene.com

Ne Efes'e yetiyor zamanınız ne Ege'ye. Her yerde durmak, kalmak, yemek-içmek, denize girmek istiyorsunuz. Tatil dönüşü bir daha ıslanmak mı? diyen ben bugünlerde ofiste masa altında ayaklarımı sokacağım bir leğen su olsa diyorum hergün. Hele resimlere baktıkça deniz, deniz diye sayıklıyorum. Sıcaklardan biliyorummm kışın aynı resimlere bakarken aynı fikirde olmayabilirim.

Neyse Akyaka, Azmak, Bodrum, Efes, Şirince, Ayvalık, Truva'yı gezdik geldik. Birde Şirince çok şirinmiş. İsmi cuk oturmuş.

Lafı uzatmayalımmm video'ya dalalım. Dalmak derkennn yoooo deniz yoktu aklımda :)

19 Temmuz 2011 Salı

ANLAMADIM GİTTİ

Tatilde; büyüdü büyüdü kocaman oldu, bir olgunlaştı bir olgunlaştı, bir aklı selim bir aklı selim, vb. haller demiştim dimi. Siz demedim varsayın.
polyanna
Meğerim bizim kız anne-baba yanında böyleymiş. +1'lerde yine bebekmiş ve bana söylediklerimi yutturabiliyormuş. Sanki bir bebek gibi kucak düşkünü yada 2 yaş gibi elindekini paylaşmayan bir çocuk olabiliyormuş. Bundan sonra ben kızımı översem biri benim kulağımı çeksinnnn. Ciddiyim!

Sabah annanesinin arabanın camını bizim kapının önünde patlatmışlar. Kaza ile olduğunu düşünüyoruz, içinden alınan birşey olmadığına göre. Buna ilk tepkisi Yağmur'un; "ne ğüzel hava almak için cam açmak zoyunda kalmıycaz Hatişşş"

Ne şimdi bu?
Polyanna dediğinizi duyar gibiyim.

15 Temmuz 2011 Cuma

KARADENİZ GÜNLÜĞÜ

Tatilin ilk adımı Zonguldak, Kilimli.
ısırgan

Evlendikten sonra bir köyüm oldu. Şanslıymışım.

Hiç köyümüz olmamasından mı? 30 yaşından sonra köye ilk adım atmamdan mı? yoksa köy illa sevilir mantığından mı? bilmem ama köy bende bir başka, huzurlu, dingin, stressiz... Çocukken yaz tatillerinde köye gitmek çok eğlenceli, çok bambaşka birşeydi gözümde. Gidenlerin arkasından bakardım ben(biz). Şimdi o ilk evreyi yaşıyorum ben. Çocukmuşum gibi koşarak gidiyorum. Büyüdükçe bıkarmıyım? sanmam. Yaşayın deseler yaşayamayız belki ama ufak tatillerimizde bizde bıraktığı haz çok başka.

Hele her yeşilin tadına bakma halimiz. Göz kayınvalide'de gezdik. Zararsızdır dediği herşeyi lüp ettik.. Isırgan'a varana kadar. Ömrü hayatımda ısırgan görünce değmesem bile kaşınan ben mideye indirdim koca tabak ısırgan'ı.

Yeşil olduk fazlasıyla.

Ve işte Karadeniz günlüğümüz.

13 Temmuz 2011 Çarşamba

BAŞLANGIŞ RESMİ

Uyarı; fotoğraflar ardı sıra gelecek diye beklemeyin ya da hepsi bu mu? demeyin. İlk iş günü evden çanta-cüzdan alıp çıktığıma şükür. Sabah evden çıkarken fotoğraf makinesinin hafıza kartını yanına almak kimin aklına gelirdi ki...

On gün tatilden sonra herşey'e bıraktığım gibi başlayamadım. Sabah işe gelince mail adresi ve şifre girmek ne zor oldu birde çalışmaya başlayabilseydim. Ekrana bakarken gözümde deniz, dalga, kumsal, güneş vb.... herşey vardı. Sebep sabah güneş sonrası losyon'u sürmemden kaynaklı olabilir :) Sanki az sonra denize giricem hissi bitmedi bir türlü.
akyaka_azmak
Bize dair; yaparmıydık, yapamazmıydık derken Karadeniz'den Ege'ye indik. Tatil'i kültür turuyla karıştırdık. Hem dinlendik hem çok çok yorulduk. Pestilimizi çıkardık evimize vardık.

Kıza dair; tatilde göze çarpan kocaman bir gerçekle karşılaştık. Bizim kız büyümüş, meğerse her sendromlu hali bitmiş(miş). Biz 2500 km.'lik yol boyunca karı-koca yanyana oturduk arabada. Bizim kız arkada co-pilot'luk yaptı. Uyanık olduğu zamanlar "suşayan vaymı" diye sordu durdu. O tek kişilik koltukta evcilik bile oynadı. Köyde bana gelin denmesi çok hoşuna gitti. Şimdi bana gelin diyor. Gelin aşağı, gelin yukarı. Birde köyde kendi ıhlamurumuzu kendimiz topladık, kendimiz ayıkladık bu sene. Nasıl kıymetli oldular :)

Yine kıza dair; su kuşu oldu. Akyaka'dan açıldığımız tekne turunda girilmez dediğimiz koyda bile denize girdi. Lacivert Koy'da. Adından belli nasıl bir yer olduğu, denizi siz düşünün artık. O ıslanmaktan büyük bir zevk duyarken ben ıslanmaktan sıkıldım. Eve döndüğümde uzun süre duş almam dedim durdum, ama nafile :)

Bana dair; sağ yanımda kızışim kumsalda oynasın ben şezlong'a uzanayım kitabımı okuyayım hayallerimde suya düştü. Yapılmayacak şey değildi ama kıziş'in kumsalda kendinden geçerek oyun oynamasını izlemek daha keyifli geldi. Bir daha ne zaman bulunur böyle bir manzara. Çok keyifliydi :)

Yine bize dair; yol şarkılarımız var. Artık her dinlediğimizde bize bu yazı, geçtiğimiz yolları hatırlatacak... Şimdi yan odada bu çalarken ben yolu hatırlıyorum. Sağımda ya deniz ya dağ manzarası, gece ise karanlıkta gelip-geçen araba farları...

Baba-kızın tatili devam ederken, ben işimin başındayken, gün öğlene varırken durum bu.

1 Temmuz 2011 Cuma

TATİL'DEN ÖTÜRÜ KAPALIYIZ


Karadeniz'le başlayıp,
biz güller
Ege ile bitirmeyi düşünüyoruz. Canımız nereyi çekerse...
Çok değil bir hafta yokuz...

Dip not: Oyuncaklar Yaz'dan.