22 Ağustos 2012 Çarşamba

bir, iki, üç...

Susuyorum.
Mecazi değil gerçek anlamda, susuyorum.
Bir hal yol bulunup içim rahatlamadığı sürece,

... bir, iki, üççç tıp ;)

17 Ağustos 2012 Cuma

çocuk mevzu bahis olunca...

Eylül ayı 70 aylık bir velet olacak bizim ki. Mini mini birler sınıfına başlayacak. Devlet okulunda büyümüş ebeveynler olarak pek tabi devlet okuluna gidecek(ti) Yağmur. Bizim büyüdüğümüz sistemin üzerinden ne kadar geçti, kaç kere değişti, kaç kere yeni tecrübeler denendi de vazgeçildi. Şimdiye kadar Milli Eğitim Bakanlığıyla her kararı beraber de alsaydık insan kendi çocuğu okula başlarken hiç bir sistemi içine sindiremiyor(muş).

İlla ki sesleri tanıyacak, illa ki yazacak ve okuyacak, zaten sayılar hep cepte, toplama-çıkarma en sevdikleri.

Bizim köprünün altından çok sular aktı... Bu ara okuduklarımdan yana kafam karışık. Bir sabah kalkıyorum devlet okulu iyidir, candır diyorum. Akşam yatana kadar fikrim değişiyor, özel okul diyorum. Bir kızıma bakıyorum bir cebime, birde gelecek iki numaraya. Ama devlete güven öyle bitmiş ki, ne olsa kendimi özel okul düşüncelerinde buluyorum.

-Bir gün öncesi iş'te yorulduğumu duymuş. Sabah işe gelmek istedi.
Yola çıkmışken ağzındaki bakla çıktı; "seninle gelmek istiyoyum anne, ben gelince sana iş veymiyoylar, dinleniysin" dedi.-

Bugün benimle gelen iş arkadaşıma bakınca; %90 yatırım kızımdan yana olsun diyorum.

Ah anne yüreği bana kalsa gitmesin bu sene de okula, he ne dersin devletimin adamları ;)

Eylül gele hayrola...

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Aklımda!!!

Geçmişe yolculuk...2009
2009-Temmuz/Akyaka

Hamileliği(mi) seviyorum. Yağmur'a hamile iken de sevmiştim hamileliğimi, şimdi de... Hormonlardan olsa sebep. İçimi, düşüncelerimi de çoğu zaman güzel tutuyorum ki doğumdan sonra moralim yerlerde sürünmesin.

Evveli akşam Yağmur "keşke senin cocukluyunu göyebilseydim" dedi. Bana dair büyürken ki fotoğraflarıma bakmak istedi. Eski fotoğraf deyince bende onun eskilerine daldım, dünden beri. Doğumdan bugüne...

İlk hayran hayran ona bakmam hastane odasında fotoğraflanmış babası tarafından. İlk görüşte aşk ♥

İlk evde kaldığımız gecede benim onu uyutamamam ve babasının kucağında uyuması benim tüm gece onları izlerken acaba nefes alıyor mu? diye kontrollerim ve ilk uykusuz geçen gecem. "Hoş geldin annelik"... Sonra ilk banyo, emzirmeler, evde yalnız kalmalar, sebepsiz ağlamalar anne-kız, ayaktayken uyusa, uykusunda da uyansa bakışlarım. Hiç bitmeyen aksine artan bir aşk. Evet ben bu kızın babasına da aşıktım ve aşığım hala. Ama ikimizden olana duyduğum ise tarifsiz bir şey.

Doğumdan bugüne... Uykusuz geceler, ek gıdalar, ilk parklar, ilk tatil, ilk diş, emekleme... Daha biz tay-tay derken senin yürümen, ateşli geceler, seni bırakıp ilk kez dışarı çıkmamız, gittiğimiz market bile olsa bize lütuf gelen gezmeler, gezmelerden yarım saat sonra yaşanan vicdan azapları, her yaşında yaşadığın ve yaşattığın sendromlar, yarım konuşmaların, anne demeyip bana ısrarla "aydedem" demen, 2 yaşında ilk anne demen benim deli gibi ağlamam... Bayram edasına bürünen ilk kaka yapışın, kreş başlangıcın benim iş başlangıcım, ilk başına dikiş atılması, ilk mezuniyetin, sayende yapabilmeyi öğrendiğim kek ve daha neler neler... Bir bir  canlandı her an gözümde.

Doğumundan bugüne fotoğraflarına bakarken benim ruh hallerim... Seninle birlikte büyüdük, olgunlaştık. Yaşımızdan dolayı böyle hissetmediysek eğer insan çocuğuyla büyürmüş bunu anladık. Merakım anne-baba her bir çocukta daha mı büyür? Yaşayıp göreceğiz.

O zaman sıkıntı sandığım şimdi fotoğraflara bakarken "mutluluk" olduğunu çözdüğüm her halin ve halimiz için binlerce şükür ve teşekkür sana.

Tüm yaşadıklarım aklımda!
Ben şimdi baban ve senden sonra iki numara için bir kalp daha büyütüyorum ♥♥♥

1 Ağustos 2012 Çarşamba

Yaşıyoruz olsa gerek

Erik. Yağmur'un demesiyle "eyik". "R"ler bazen kaynıyor, özellikle hızlı hızlı konuştuğunda. Yarım halli konuşması hoşuma gidiyor. Düzelir nasılsa müdahale yok.eericcc
Sabah anneanne'ye bırakırken, akşam alırken çok çok sarılıyoruz, koklaşıyoruz. Akşama kadar doping etkisi yapıyor ikimizde de. Akşam annesini cebe koyunca baba peşinde ama :) İlla biz yatınca baba da yatmalı(imiş).   Uyuyana kadar yüz kere kalkıp baktığı oluyor türlü bahanelerle babasına. Babasının uyuduğunu görmediğinden sabahları onu yine ayakta görünce "hiç uyumuyoy mu?" diyor :)  Şaka yapıyor tabi :D
Bazı akşamlar o uyuyunca bende yanından sıvışıyorum, bir bilse :)
Meyve ile arası çok iyidir. Peki ya tatlı? Annesi tatlı sevmez, babası da bulursa yer. Ana-kız tatlı diye yediğimiz ya kek ya bitter çikolata. Peki anne hamile ise... Dün akşam canı çeker tatlı ister, fırsattan istifade koca kişisinin de canı tatlı ister. Hemde bir hamileyi şaşırtacak kadar çok... Şerbetli tatlıları eve dahi sokmazken stok yapılır eve. Peki Yağmur şerbetli tatlı yer mi? Yemez dedim ya, yedi. Bir kutu kadar hemde.
Evin son rötuşlarından önce akşamları dinleniyoruz yemek sonrası. Önceki akşam dinazor soyunun tükenmediği ile ilgili bir belgesel ile uyuyup kaldık ailecek. Erkenden uyuya kalmamıza rağmen sabahları zor kalkıyoruz anne-kız. Sıcaktan olsa gerek. Baba ise her daim ayakta :) Sabahları başımda haşlanmış bir yumurta ve bir bardak süt ile bekliyor kalkmamı. Yağmur mu? O anneanne'de alıyor kahvaltısını. Sonrası olimpiyat izliyorlar kanımca, akşam eve vardığımızda olimpiyattaki Türkler için totem yapıyorlardı anneanne-torun. Sonrası gün içinde gördüklerini bir bir anlatıp, hareketlerle göstermeye çalışıyor.
"Eyik" diye başladım daldan dala zıplayıp uykudan girip tatlıdan çıktım.
Son günlere dair güzellikler bunlar...

... devamı (illaki) var.