İçten gelen her türlü olağan dışı duruma alışma sürecindeyim. Bazı tepkilerimi önceden sezmekteyim, bazılarını yeniden hatırlamaktayım.
Bugünler de; sen, ben, o... Üçümüz kaldık yine koskoca evde. Düne kadar çok kalabalık yaşadığımızı sanıp "of bu ev çok küçük" dediğimiz evde yeniden üçümüz kaldık. Şimdi koskoca oldu ev, bizde kocaman olduk. Yanında büyüklerle yaşadığın sürece yaşın yolun yarısına da gelse hep küçüksün. Azcık geç gelsen, azcık yemek yesen, azcık sesin yükselse... Küçüksün onlara göre ve hep bir endişe karşı tarafa hissettirdiğin.
Bugünler de; mutfak mabedimiz. Akşam ben gidene kadar koca kişisine ben gittikten sonra bana ait olan. Akşam yenilecekler, sonra sırasıyla ertesi güne hazırlanmalar, en çok canımızın çektiğini yapmalar, hep bir şımarıklık, hep bir can çekmesi. Sabah yataktan kalkınca yine doğru mutfak, evden çıkana kadar. En çok mutfağı özlemişiz belli.
Bugünler de; bahar geldi, geliyor. Böyle oluca hafta sonlarını beklemek en büyük heyecan. Ama bahar geldi diye sevinirken birden ağlayabilirim duygusal olup. Her türlü saçmalığımın mazur görüldüğü bir dönemdeyim. Her kaprisim koca kişisine, haddimi biliyorum.
Bugünler de; kulaklarımı tıkadım sebepsiz yapılan her nispete. Nispet adı üstünde sebepsiz yapılmalı belki... ama dozunda, göze soka soka değil. Gözüme sokarsanız, gülerim, çok gülerim hemde. Geçtim o çocukluk dönemlerini.
Bugünler de; kulaklarımı tıkadım üçüncü şahıslara, en sağlıklı bunu buldum. Çünkü içimde, içimde çok mutlu olması gereken bir bahar var. Benim mutluluğum ailemin mutluluğu.
Bugünler de; içimden geçenler çok, söyleyebildiklerim bu kadar... Hayatımın ikinci en kıymetli ve büyük ihtimal son kez yaşattığı duyguların keyfini sürmekteyim, gereksiz kırmayın.







