28 Mart 2012 Çarşamba

Bugünler de...

Bugünler de; kendi ailemi büyütmekteyim hem içimde hem dışımda.
İçten gelen her türlü olağan dışı duruma alışma sürecindeyim. Bazı tepkilerimi önceden sezmekteyim, bazılarını yeniden hatırlamaktayım.

Bugünler de; sen, ben, o... Üçümüz kaldık yine koskoca evde. Düne kadar çok kalabalık yaşadığımızı sanıp "of bu ev çok küçük" dediğimiz evde yeniden üçümüz kaldık. Şimdi koskoca oldu ev, bizde kocaman olduk. Yanında büyüklerle yaşadığın sürece yaşın yolun yarısına da gelse hep küçüksün. Azcık geç gelsen, azcık yemek yesen, azcık sesin yükselse... Küçüksün onlara göre ve hep bir endişe karşı tarafa hissettirdiğin.

Bugünler de; mutfak mabedimiz. Akşam ben gidene kadar koca kişisine ben gittikten sonra bana ait olan. Akşam yenilecekler, sonra sırasıyla ertesi güne hazırlanmalar, en çok canımızın çektiğini yapmalar, hep bir şımarıklık, hep bir can çekmesi. Sabah yataktan kalkınca yine doğru mutfak, evden çıkana kadar. En çok mutfağı özlemişiz belli.

Bugünler de; bahar geldi, geliyor. Böyle oluca hafta sonlarını beklemek en büyük heyecan. Ama bahar geldi diye sevinirken birden ağlayabilirim duygusal olup. Her türlü saçmalığımın mazur görüldüğü bir dönemdeyim. Her kaprisim koca kişisine, haddimi biliyorum.

Bugünler de; kulaklarımı tıkadım sebepsiz yapılan her nispete. Nispet adı üstünde sebepsiz yapılmalı belki... ama dozunda, göze soka soka değil. Gözüme sokarsanız, gülerim, çok gülerim hemde. Geçtim o çocukluk dönemlerini.

Bugünler de; kulaklarımı tıkadım üçüncü şahıslara, en sağlıklı bunu buldum. Çünkü içimde, içimde çok mutlu olması gereken bir bahar var. Benim mutluluğum ailemin mutluluğu.

Bugünler de; içimden geçenler çok, söyleyebildiklerim bu kadar... Hayatımın ikinci en kıymetli ve büyük ihtimal son kez yaşattığı duyguların keyfini sürmekteyim, gereksiz kırmayın.

22 Mart 2012 Perşembe

Elma&Nescafe kardeşliği

elma elma
Yıllar yıllar önceydi bu sabah saatlerinde anımsadığım yaşanmışlık. Yıl aklıma gelmedi, parmak hesabı ile geri gittim... Bayağı yaş aldığımı fark ettim. Şöyle ki; yıl erkek kardeşin şehir dışı üniversite yılları benim ilk çalışma yıllarım.

Sabah evde ilk kalkan kış olmasından sebep soba düğmesine ve su ısıtıcısının düğmesine basardı. Soba bedenimiz ısınmasına su ısıtıcısı kahve suyunun ısınmasına. Pazartesi sabahlarının özelliği hafta sonunu evde geçirmiş şehirler arası okuyan kardeşi yolcu etmekti evden. En büyük keyfimiz karşılıklı kahvelerimiz bizim erkek kardeşle. O sade sever, ben sütlü. Ortak özelliğimiz şeker kullanmayışımız, ya da belki o yıllar kullanıyorduk. Çok oldu üstünden geçeli, anımsayamadım.

O sabah; ilk o kalkmış sobayı yakıp, kendi kahvesini hazırlamış. Bana kalkar kalkmaz da -ister misin? demişti. Belki bir hafta belki on beş gün görüş(e)meyeceğimizi düşünüp -evet dedim. Zaten kahveye hayır demedim şimdiye kadar, bilir! Yanına bir elmayı dilimleyip getirmişti. Kahve ayrı, elma ayrı koktu. Birde evin sobadan ısınmış sıcak kokusu vardı. Başkaydı işte bambaşka. Elma mı? güzeldi, kahve mi? yoksa kardeşlik mi?

Bu aralar elma yerken sık sık o sabaha gidiyorum ben. Hafızam güzeli hatırlamaktan yana. Her elma ısırmada o tada erişiyorum şimdilerde yanında kahve olmasa da. Sıcacık, sevgiyle hazırlanmış, kardeş eli değmiş her şey güzel olur(muş).

Biz buna "seviyorum seni kardeş" diyoruz.

Dip not: En sevdiğim erkek kardeşime ;)

14 Mart 2012 Çarşamba

Öylesine...

Bizde her gün bir öncekinin benzeri gibi... Bir rutin içinde, seviyoruz böyle olmayı. Akşamları fırsat bulursak bir koltukta toplanıp (anne-baba-çocuk) sarılıp, dip-dibe, dokunarak, bolca sarılarak vakit geçiriyoruz.
Oluyor isteyince.
Ve an geliyor ki; yaşadığın gün yıllar öncesini hatırlatıyor... Ve şimdi bize düşen daha çok sarılmak, sarmalanmak.

9 Mart 2012 Cuma

Mutlu kal(alım)!

Pazar sabaha karşı yatağımıza geldi minik boy kendi gibi minik terlikleriyle... Terlikler ayağında değil elindeydi ama olsun, bir gün ayağına da giyecek biliyorum. Babasını da zorla alıştırmıştım ev terliklerine. Babasına çekmiş...

Yatağın yanı başına koyulan terlikten başka birde yastık taşındı yatağa. İki koca baş yastığın tam ortasına koydu yastığını. Yerleştim, gitmiyorum mesajı verdi, biliyorum :) Haftaya başlarken bir gün yatsın bir şey olmaz dedim (içimden), ikinci günde olabilir kabul dedim (içimden), sonra üç gün, dört gün, beş ... devam etti. O gecelere birde bol ateşli bir gece ve bol öksürüklü bir gece sığdırdı.O geceler uyumadık, uyuduk-uyandık, sohbet ettik yatakta anne-baba-kız, geceler uzadı bize, sabahları erkenden kalkar olduk. "Ya koca kız oldun bizimle yatıyorsun" nidaları atıyor babası yatmadan önce. Hafif sırıtık, kızıyla yatmaktan mutlu, yarım ağız söylüyorsun ya, ondan bu kız bizimle yatıyor ♥
Gözlerinizi kırpıştırmayın, evet o ilk fotoğrafta gördüğünüz; Yağmur. Bugün okulda fotoğraf çekimi var(mış) Eskiden... çok eskiden, saçlarımı sarmadan yatmaz iken ben şimdi kızın saçlarını sardım akşamdan. Tırnaklara da oje pek tabi. Yanlarında olabilmeyi çok isterdim, belki kamera arkası yapardım bende. Kısmet, iş işte.

Biri var;
Dünden beri mail ile yazıştığımız ne yüzünü gördüğüm, ne tanıdığım, sadece adını bildiğim biri. Tülin. Rastlamış bize tesadüfen. Baştan sona okumuş her yazıyı. Gün gelip ben bile; ne yazmışım diye gerilere gidemezken o sıkılmadan okumuş. Okurken tüm duygularımı hissetmiş. Yüreği güzel, sana dair dileğim gün gelince seninde bu duyguları tatman, sağlıcakla. Mutlu kal.

6 Mart 2012 Salı

Başlık; Pazar günü misafirleri olabileceği gibi. "Çocuklardan 2 laf edemedik" de olabilir.

Uzun zamandır fırsat kolluyorduk Sibel'le çocuklarla birlikte buluşmak için.
Dışarıdan ziyade çocukları evde buluşturalım ortak kararımız(dı). Evde mutlu olan çocuklar Yağmur&Tibet... Hesaba katmadığımız bizim gibi onların da her gününün aynı olmadığıydı. Evet, evdeki hesap çarşıya uymadı bu sefer.
Ne yaptıysak yaranamadık iki koca ufaklığa... En sakin kaldıkları anı Sibel fotoğraflamış -yukarıda- :)
Canları sağ olsun, bize farklı bir gün yaşattılar. Hani büyüdü rahatım eda'larımı Yağmur hanım yutturdu bana. Ne oturduğumdan, ne kalktığımdan, ne yediğimden, ne içtiğimden anladım... Üstelik misafirlerimi aç bıraktım birazcık. Bir keki, iki salatayı bir araya getirip masaya koyamadım.
Salata demişken... Limona bayılan birde küçük adam geldi bize. Demir ve annesi Yıldız'da bizdeydi o gün... Limon bu kadar ballandırılarak yenebilir galiba. Afiyet bal olsun. Birde gülmek çok yakışıyor Demir'e, maşallah.
Sibel zayıflamış. Ne kadar kilo verdiğini ben söylemeyim. Maşallah, maşallah 41 kere ;)
Küçük adam, sevimli surat Demir geçerken el atmış fırına fotoğraflardan anlaşılan ;) Yüksek ısıda pişen kekin tadı başkaymış, tattık, ben onayladım.

Kapıdan apar topar uğurlarken misafirleri açık hava sözü verdik birbirimize. Çocuklara iyi gelir dedik... Daha da sakinleyince mesajlaşıp çocuksuz buluşmanın daha iyi olacağına karar verdik :) Son durum; biz anneler iyiyiz :D

Ev sahibinden dip not: Bir daha gelin lütfen. Bizim kızın huysuzluğu hastalık habercisiymiş.

5 Mart 2012 Pazartesi

Cumartesi, pazar.

Hafta sonu bizde; cumartesi, pazar diye değil, birinci gün ve ikinci gün diye anılıyor Yağmur tarafından.
Birinci gün; eğer günü mutlu geçirmediyse ikinci gün kendimizi düzeltecek zamanı tanıyor bize. Ve pazar öğlenden sonraları ya da uyumadan az önce; doyurucu bir tatil geçirdiyse şükranlarını... tam aksi ise şikayetlerini dile getiriyor. Aslında istediği çok basit.
Bazen sadece bir çizgi sinema yeterli oluyor çoğu kez izlenilmiş her sahnesi ezberlenmiş olsa da. Yanında patlamış mısır varsa ne ala... Birde anne-baba yanındaysa ala'nın ala'sı ♥