30 Ocak 2014 Perşembe

Ne geldi aklıma?

Yağmur 2.sınıf ilk yarı yıl tatiline girdiğinden beri bir telaş bir telaş... "Benimle oyun oynar mısın?" ya da "bugün ne yapacağız?" "nereye gideceğiz?" "günün aktivitesi ne?" soruları tüm gün kulağımda.
Bu beklentiler içinde onu izlerken daldım gittim geçmişe. Hayatımın çocukluğuna dair bir arama yapsam... Bir anne, bir baba, iki kardeş, arkadaş, akraba diye değerleri girsem sonra çocukluğumu ara desem. Mutlu anılar çıkar karşıma.

Hatırlıyorum, sokakta oynamak en büyük mutluluktu. Hele babaanne de kalmışsak ve mevsimlerden yazsa. Sokağın tüm kız çocukları kapı önüne kilim atar evcilik oynardık saatlerce. Ne anne derdik, ne baba. Acıkınca ya salçalı ekmek ya da ekmek arası peynir, domates... Evcilik oynamadıysak saatlerce ip atlayıp, istop oynayabilirdik. Akşam üstleri ise hortumu musluğa takar tüm sokağı resmen yıkar, kapı önünü söyle bir süpürürdük. Kapının önünü sularken suyla, toz, toprak birbirine karışınca bir koku sarar etrafı işte o koku benim çocukluğum sevdiğim en kokularından birde ocakta kaynayan çilek reçeli kokusu...

Yerleri süpürdükten az sonra köşeden el arabasıyla dondurmacı görünürdü. Bir top limonlu dondurma almadan geçirmezdik dondurmacıyı. O dondurmacının "dondirmaaaa" diye bağırması kulaklarımda hala. Dondurma yedikten sonra üstüne birde çekirdek çitleyip, yerdik kaldırım taşına oturup. Yerler çekirdek kabuğu oldu diye dertlenmezdik nasılsa sokağın tüm çocukları uyuduğunda kapı önlerini söyle bir süpüren, kolaçan eden bir anne olurdu. Olmadı ise karıncalar ne güne duruyordu... Yatma vakti geldiğinde el, ayak yıkanıp doğru yatak, sabah olunca aynı serüvene devam.

Babaanne de değil evdeysek anne-babanın hafta sonları bizi götürdüğü balık tutma aktivitesi vardı. Yenikapı'da kayalıkların üstünde, tüm gün güneşin altında... Denizden çıkardığımız minik midyelerle yem yaptığımız, balık tutmak için misina salladığımız koca bir gün. Acıkınca çantadan çıkan ekmek arası peynir, domates... Şimdi yaz zamanı yesem bile domateste çocukluğumda ki o tat yok.

Piknik maceralarımız var lise yıllarıma dayanan. Bizimle gelen bir kaç lise arkadaşım, anne, baba, kardeşler Kemerburgaz otobüsüne atlayıp gittiğimiz piknikler. Altımızda araba yok, otobüsten inip dünya kadar yol yürüyüp ormana vardığımız bir aktivite. Gün sonunda yenen karpuzun suyu kollarımızdan akardı şıpır, şıpır. Böyle kirlenmek ne güzeldi.

Evdeysek kardeşler ve illa babanın da katıldığı çoraptan top yapıp oynadığımız bir oyun vardı. Sen tuttun, ben tuttum, gol oldu, yok olmadı seslerinin havada uçuştuğu... Sonunda annemin biblolarının kırıldığı bir aktivite.

Yazın tüm zamanını geçirdiğimiz, deniz kenarında çadır kurup kamp yaptığımız yazlar vardı birde. Bir tık.

Mutluyduk sokakta oynayan çocuklar olarak. Akıl oyunu belki de hep mutlu anlar düşüyor bu tatilde aklıma.

Biz çocukken diye başlasak Yağmur'a... Ne o anlar o anki mutluluğumuzu, ne biz yaşarken aldığımız tadı ona aktarabiliriz. İstemiyorum apartman dairesinde çocuk büyütmek, sokak istiyorum, belki de bir köy istiyorum yaşamak için.

Abla-kardeş yerlerde yuvarlanıp mutlu anılar biriktirmeye başladınız çok şükür. Bu daha başlangıç biliyorum. Çocukluğunuza dair mutlu anılar biriktirmek dileğimle... "arkadaşlarınla gideceğimiz bir tiyatro gösterisine ne dersin? Yağmur"

Tatil daha yeni başlıyor.

22 Ocak 2014 Çarşamba

Bazı pazar günleri kısa mı?

Günlerden pazar. Damla erken uyanıp, kalkar. O kalkınca tüm ev halkı kalkar. Gün erken başlar.
Kahvaltı, ödev, resim, boyama, kahve, abla-kardeş kudurma peş peşe gelir. Erken kalkınca gün bitmez gelir sahile gidilip uzun uzun yürünür.
Gün hala bitmez Yağmur'la sinemaya gidilir. Filmin yarısında Damla'da katılır sürpriz bir şekilde film izlemeye. Kucağımıza kurulup elmasını kemirip izler Karlar Ülkesini.
Karlar Ülkesi; abla-kardeş sıcacık kardeşlik öyküsü. "Sadece gerçek sevgi buzları eritir" diyor filmin sonuna doğru ya da buna benzer bir cümle. Söylenen kelimelerin yerini şaşırmış olsam da mesaj gayet açık ve net. Buzlar ülkesinde sıcak bir film. İzledim... İzledim içim eridi benim. Gerçek sevgi dileğim herkese, görebilene.

Gün bitmez ya böyle...

Eve giderken balık alınıp bol salata ile taçlandırılır, yenilir, içilir.

Erken başlayan uzun gibi gelen sıcacık kısa bir bir pazar günüydü 19 Ocak.

Fotoğraflar İphone ile çekilmiştir.

17 Ocak 2014 Cuma

Heyhat!

Ha bugün ha yarın yazarım diye diye yazmayınca yazıl(a)mıyormuş buralara. Aklımda sürekli bunu unutmadan yazmalıyım dediğim bir dolu hatıra var(dı). Oturdum bilgisayar başına hepsi aklımdan "poff" diye gitti. 
Dün gece Damla'yı uyuturken salona kulak kabarttım. Yağmur babasına arkadaşlarının kırtasiyeden aldığı "boya kalemlerinden bende alabilir miyim?" diye soruyordu. Hafif uykulu, yarı sersem halimle onun huzurlu, muzip, babacığım diye başladığı cilveli ses tonuna eridim. Parayı kapıp, cüzdanına koyup, geldi yanıma yattı. Uyudu(lar). Onlar uyudu ben kalktım. Benim kafa dinleme saatlerim başlamıştı. Bir kahve ile taçlandırılmış sessiz saatler. Kızlardan gelen öksürük sesleri olmasa iyiydi ya...

Sabah konuşmalarını duyduğumu, parasını saklaması gerektiğini, hafta sonu beraber gidip boya kalemlerini alacağımızı söyledim. Öyle ya kırtasiye okul dışındaydı ve kendisi daha çok küçüktü. Anladı endişemi.

Damla harala, gürele büyüyor. Yemek yemeyi seviyor. Akşam üstü saatlerinde yemek hazırlama telaşında imkanı yok kucağımdan inmiyor. Pişen yemeklerden "tadabilir miyim?" der gibi hep bakışı. Zaman kazanmak için eline bir şey tutturup yolladığım çok oluyor. Dün mücver verdim eline minnacık... Kapıp elimden, ayakları poposuna değe değe bir gidişi vardı ki :) Yemek yerken "hımmm, hımmm" diye mırıldanıyor. Gurme olabileceğine dair şüphelerim var.

Kucağımda Damla sol leğen kemiğime oturmuş, tek elle yumurta kırdığım oldu mesela. Hemde tavaya hiç kabuk düşürmeden :) Artistik bir hareket sayılabilen tek elle yumurta kırmayı kesin ben gibi çaresiz bir anne keşfetti :) Neyse tek çaresizliğimiz bu olsun :)

Yine Damla, mesela tam ablasının servisten ineceği saate 5 dakika kala kakasını yapıyor. Kaka mı temizleyelim (ki kendisi kakalı asla durmaz) yoksa kapı açıp ablayı mı karşılayalım? Her gün aynı telaş.

Başlık "heyhat!" ekşi sözlükte anlam verildiği gibi "yazık" anlamında değil "çocuklu hayatta geçen zaman hiç anlaşılır değil" manasında :)

Bu yazı; kızlar büyüdüklerinde "küçükken nasıldık?" dediklerinde önlerine koyup "işte burada tüm gizli sırlarınızı yazdım" diyeceğim bir nevi eğlencelik. Aklıma geldikçe her anı yazıya dökülecektir.

Fotoğraflar İphone ile çekilmiştir.

4 Ocak 2014 Cumartesi

Al birini vur ötekine

Abla bir öksürse o da öksürüyor.
Abla bir hapşırsa o iki hapşırıyor.
Abla bir sarılsa o tepeme çıkıyor.
Bu bir abla kıskançlığı değil de ablayı örnek almak olsa gerek ;) Yoksa şimdiden ablasından sebep kitaplara, kağıt, kaleme bu kadar meraklı ol(a)mazdı.

Değil mi?
Yoksa benim ki fakir avuntusu mu?
:)