7 Eylül 2010 Salı

Bayram gibi değil aslında, sayende heyecanlıyım...

bayramlikyagmur Ramazan ayı boyunca sanki büyük gibi, sanki oruçlu gibi, dedenle birlikte balkonda iftar topunu bekledin. Biliyordun sana göre "amin" ile birlikte yenen yemeklerin birgün biteceğini bayram olacağını... Beklediğin güne 1 gün kaldı.

Bu bayram, bayram gibi olmayacak. İçimizde bir burukluk, üzüntü, boğaz düğümlenmesi. Gözlerinde ki heyecanı gördükçe heyecanını yitirme diye heyecanlıyım. Ama bilsen içim acıyor gül'üm...

Umarım bizim çocukken aldığımız bayram tadını sende alırsın. Uzun zamandır çalmadığımız kapıları bu vesile ile çalıcaz. Zeten toplasan 5 akraba ancak... Sonrası sen, ben, baban... Artık aklımıza ne gelirse...

Mutlu, huzurlu, sağlıklı ve hayırlı bayramlar. Sana, bize, herkese...
* * *
Yarın aklım bir annenin, bir ailenin yanında olacak. Gidersem toparlanamam biliyorum... Kendimi bildiğimden uzaktan uzağa dualarım onunla olacak.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Garip duygular

Dün öğlenden sonra... Bir iç sıkıntısı. Havadan galiba diyişim kendi kendime. Yağmur'un evde sıkılması. Ve yağmur'dan sebep evde kalmamız.

Bir an, bir çanta, bir sandalyenin üstelik kendi ufacık sandalyesinin ayağına takılıyor. Elini çantaya atınca hemen ele gelmesi gerekiyor ya. Basıyor yaygarayı. Mutfaktayım bir korku anında yanındayım. Durum anlaşılıyor. Elimi atıyorum çantaya çıkarma gayreti içindeyim. Ama bizimki hala yaygara kısmında takılı.... Sinirler gerilmiş. Bağırdım... Evet evet bağırdım. Sen ne olduğunu anlamadın. Bende ne olduğunu anlamadım. Zaten beklenen de bu değil miydi?
IMG_3815
Babiş geliyor yanımıza. Beni senin yanından, yaptığım yemekten ve mutfaktan uzaklaştırıyor. Az sakinlememiz için. Sen ayrı odadasın ben ayrı.

Bilgisayar başına oturmak geliyor aklıma. Ne gerek var aslında... Açık olan bilgisayar başına oturuyorum. Facebook açıyorum. Gözlerime inanamadığım haberi görüyorum. Bin kere okuyorum. İnanmak istemiyorum. Halbuki çok çok inanmıştım iyileşeceğine Nehir'in. Gözyaşları sel oluyor... Yüreğim ağzıma geliyor. Kociş'e anlatıyorum. O üzgün ben üzgün. Sabırlar diliyorum allahtan. Nasıl bir üzüntü, acı olduğunu biliyorum.
Yaşadım(dık) daha önce...

Az önce beni sinirlendirebildiğin için bile şükrediyorum... Sonra bir başka aile bu haldeyken şükür dememden utanıyorum. Garip duygular... Hepimizin dün yaşadığı duygular.
* * *
Ailesine, ablasına, tüm tanıdıklarına tüm sevenlerine sabır, sabır diliyorum. Sonsuz dayanma gücü diliyorum.
Allah keşke yaşatmasa evlat acısı...
* * *
Birde kızım sana dip not: Okumayı öğrendiğinde, yazdıklarımı anlamayı öğrendiğinde. Hayata karşı bu kadar yılgın ve yenilgiye hazır olma. Ben 30 yaşımdan sonra seninle öğrendim hayatı. Sen benim kadar geç kalma. Varsın her istediğin hemen olmasın. Zaman içinde olsun gayret göster olması için ki bir kıymeti olsun.

2 Eylül 2010 Perşembe

Bir köyüm bile yok...

Kendi aile tarafım göçmen. Eski göçmenlerden. 3 kuşaktır da İstanbulluyuz...
Zamanında göç ettiklerinde büyüklerimiz Fatih'in Şehremini ilçesine yerleşmişler...
Hani şimdi soranlara ne denir? İstanbulluyuz :) Aslen nereli? Çokkk karışık.
yagmurkumda

Bizim okullar kapanınca yazları gideceğimiz bir köyümüz hiç olmadı. Annem derdi. Evleneceğiniz kişilerin illa ama illa bir köyü olsun diye? Oldu şükür :)

Cumartesi annemler Kınalı'ya gidicez diyince yüreğim ağzımda bekledim bütün hafta. Kınalı Silivri'ye bağlı. Niye benim için bu kadar önemli. En güzel yaz günlerimi orada, kamp'ta, çadır'da geçirdim ben (biz).
Yaz'ları tatil oldumu babamın yıllık iznini bekler. Bir kamyonun arkasına bütün evi koyar. Giderdik...
kumsal_bahcecilegi

Geri dönüşümüz okulların açılmasına az bir zaman kala olurdu. Yan yana kurulan çadırlarla bi mahalle oluştururduk. Herkes herkesi tanır, ne bulunursa o yenir, akşamları ateş yakar etrafına otururduk. Hele akşamüstü son deniz sonrası alınan duş ardından sahil boyu yürünürdü kabile halinde. Bir de bakkal yapılır akşama ekmek vs.. ve illaki çekirdek alınırdı. Ha birde o gün uslu durduysak annemle, teyzem akşam üstü bizi dondurmayla ödüllendirirdi. Az da değildik biz "3 kardeş" teyzem de "3 çocuk" sadece bizim çadırda 6 çocuk vardı.
sahildeyuruyus
Deniz ayağımızın altında, sahil bitimi hemen çadır başlıyor olsada denize giriş saatlerimiz bile belliydi. Büyükler tarafından belirlenmişti. Hele güneşin tam tepede olduğu saatler imkanı yok çıkmazdık güneşe. Ne güzel düşünmüşler o zaman bizimkiler. Ama yinede var benim sırtımda güneş lekeleri. Her daim bana Kınalı'yı hatırlatan.

Niye heyecanlandım bu kadar davet edildiğimiz iftar sofrasının Kınalı'da bir yazlık'ta olmasına. Hiç köyümüz yok ya bellemişim kendime Kınalı'yı köy diye... Kızımla gidicem ilk gidicem. Benim bastığım, büyüdüğüm, kumdan kaleler, kilden tabak-çanak yaptığım sahilde oynayacak, denize girecek. Bir de denizi varki görmeli. Diz kapak adaları dediğimiz git git yinede derinleşmeyen bir deniz var.

Sahil boyu yürüdük annem, ben... Eski günlerdeki gibi. Annem önde ben ardı sıra. Eskisi gibi. Ama bende bir fazlalıkla. Hani sahilde nerede yürürken ayak kuma batar nerede batmaz hepsi akılda.

Dalgaların kuma vurarak yaptığı yükseltileri yine kenarından yürüyerek biz bozduk kardeş'le... Eskisi gibi...
İlk defa bu sene yine ilk açılışı ama geç açılışı Kınalı da yaptım denize girerek.
cantakoyegiderken

Yağmur ise bulmuştu kendine bir arkadaş. Ada Kayra. Üstünden bir sene geçmiş son karşılaşmalarının. Son karşılaşmalarıda zaten beş dakikaydı. Ama hiç yabancılık çekmediler. Oturdular sahile. Koydular kova-kürekleri ortaya. Başladılar oynamaya....
eski kapi_panjur

Gün sonu alınan karar. Çadırlar kalkmış tabi. Yazlık heryer...
Seneye çadır tadında olmasa bile bir yazlık tutulacak. Yağmur bahçeye salınacak. Aynı bizim büyüdüğümüz gibi ama o bir farkla büyüyecek. Gece yattığığında başının üstünde bir çatı olacak bizimki gibi branda olmayacak. Ve bütün sevilen dostlar yazlıkta ağırlanacak.