20 Şubat 2014 Perşembe

Bi küçük Eylül meselesi

İlk kez izlememin üzerinden hafta geçmeden ikinci kere aynı filme gittim. İlk izleyişimde anlayamadığımdan değil ikinci kere gitmem... Filmi çok sevdiğimden, içime sindirmek istediğimden.
"Bi küçük Eylül meselesi"... Çirkin adam, güzel kadın, film müziği, ada, yaz, saf aşk, doğal hayat filmden çıkanlar. Çok sevdim hepsini. Hafızama güzel sahneler işlendi, film finalinde ağla(ya)madım ama boğazıma koca bir yumru oturdu, tüylerim diken diken oldu.

Belki de ne izleyip, ne yaptığımdan çok... Eve her dönüşümde evde beni bekleyen sevgili kalpleri, dağılmış oyuncakları, yere inmiş koltuk minderlerini, evi saran uyku kokusunu,  mutfak tezgahında ki sıra sıra kirli tabak ve bardakları, çocuklar uyanmasın diye parmak ucumda eve girip usulca koyunlarına girmeyi seviyorum.

Kim bilir?

Ben bilirim ♥

Fotoğraf İphone ile çekilmiştir.

13 Şubat 2014 Perşembe

15 tatilde...

Yağmur sömestri tatile girdiğinde bir yazmışım, yazış o yazış sonra resmen kaçmışım.
Öyle kaçmışız ki bir cumartesi sabahı 03:00'te köy kapısını tıklattık. Bavul hazırlayanlar da bu heves olduğu sürece gezeriz ki.
Bol uyku, bol hava, bol dinlenme için gittik. Kömür yanan kuzinenin etrafından bir an ayrılmadık. En çok Damla keyfini sürdü sobanın arkasına kıvrılıp uyuyarak. Bebek olmak varmış.
Yedik, içtik, kuzine de kek pişirdik, yufkadan çıtır çerez yaptık. Çürük elma yedik, fındık kırıp, misafir ağırladık, misafir olduk, asker bile yolcu ettik. Kısmetimiz de neler varmış.
Koca kişisi ile bir gece kaçamağı yapıp çocuklardan uzaklaştık. Gece boyu boyu deliksiz uyku, hamam sefası, ağzıma attığım her  lokmanın tadına vardığım bir kahvaltı. En çok bu iyi geldi bize. Yağmur'a gece gelmeyeceğimizi söylediğim de kulağıma usulca eğilip "tatile mi gidiyorsunuz?" dedi, göz kırptım :) Damla o gece boyunca dede ve babaannesinin kucağından inmeyip, pek uyumamış, uyutmamış. Ama ertesi gün öğlen kavuştuğumuz gayet mutluydu(lar), bizde tabi...
Sonrası Yağmur'la sinemaya bile gittik. Eve dönüş yolunda uğradığımız Kartepe'de kar görmesekte Yağmur "günüm çok güzel geçiyor" dedi ya... Daha ne olsun. Aşk olsun :)

Fotoğraflar İphone ile çekilmiştir.

30 Ocak 2014 Perşembe

Ne geldi aklıma?

Yağmur 2.sınıf ilk yarı yıl tatiline girdiğinden beri bir telaş bir telaş... "Benimle oyun oynar mısın?" ya da "bugün ne yapacağız?" "nereye gideceğiz?" "günün aktivitesi ne?" soruları tüm gün kulağımda.
Bu beklentiler içinde onu izlerken daldım gittim geçmişe. Hayatımın çocukluğuna dair bir arama yapsam... Bir anne, bir baba, iki kardeş, arkadaş, akraba diye değerleri girsem sonra çocukluğumu ara desem. Mutlu anılar çıkar karşıma.

Hatırlıyorum, sokakta oynamak en büyük mutluluktu. Hele babaanne de kalmışsak ve mevsimlerden yazsa. Sokağın tüm kız çocukları kapı önüne kilim atar evcilik oynardık saatlerce. Ne anne derdik, ne baba. Acıkınca ya salçalı ekmek ya da ekmek arası peynir, domates... Evcilik oynamadıysak saatlerce ip atlayıp, istop oynayabilirdik. Akşam üstleri ise hortumu musluğa takar tüm sokağı resmen yıkar, kapı önünü söyle bir süpürürdük. Kapının önünü sularken suyla, toz, toprak birbirine karışınca bir koku sarar etrafı işte o koku benim çocukluğum sevdiğim en kokularından birde ocakta kaynayan çilek reçeli kokusu...

Yerleri süpürdükten az sonra köşeden el arabasıyla dondurmacı görünürdü. Bir top limonlu dondurma almadan geçirmezdik dondurmacıyı. O dondurmacının "dondirmaaaa" diye bağırması kulaklarımda hala. Dondurma yedikten sonra üstüne birde çekirdek çitleyip, yerdik kaldırım taşına oturup. Yerler çekirdek kabuğu oldu diye dertlenmezdik nasılsa sokağın tüm çocukları uyuduğunda kapı önlerini söyle bir süpüren, kolaçan eden bir anne olurdu. Olmadı ise karıncalar ne güne duruyordu... Yatma vakti geldiğinde el, ayak yıkanıp doğru yatak, sabah olunca aynı serüvene devam.

Babaanne de değil evdeysek anne-babanın hafta sonları bizi götürdüğü balık tutma aktivitesi vardı. Yenikapı'da kayalıkların üstünde, tüm gün güneşin altında... Denizden çıkardığımız minik midyelerle yem yaptığımız, balık tutmak için misina salladığımız koca bir gün. Acıkınca çantadan çıkan ekmek arası peynir, domates... Şimdi yaz zamanı yesem bile domateste çocukluğumda ki o tat yok.

Piknik maceralarımız var lise yıllarıma dayanan. Bizimle gelen bir kaç lise arkadaşım, anne, baba, kardeşler Kemerburgaz otobüsüne atlayıp gittiğimiz piknikler. Altımızda araba yok, otobüsten inip dünya kadar yol yürüyüp ormana vardığımız bir aktivite. Gün sonunda yenen karpuzun suyu kollarımızdan akardı şıpır, şıpır. Böyle kirlenmek ne güzeldi.

Evdeysek kardeşler ve illa babanın da katıldığı çoraptan top yapıp oynadığımız bir oyun vardı. Sen tuttun, ben tuttum, gol oldu, yok olmadı seslerinin havada uçuştuğu... Sonunda annemin biblolarının kırıldığı bir aktivite.

Yazın tüm zamanını geçirdiğimiz, deniz kenarında çadır kurup kamp yaptığımız yazlar vardı birde. Bir tık.

Mutluyduk sokakta oynayan çocuklar olarak. Akıl oyunu belki de hep mutlu anlar düşüyor bu tatilde aklıma.

Biz çocukken diye başlasak Yağmur'a... Ne o anlar o anki mutluluğumuzu, ne biz yaşarken aldığımız tadı ona aktarabiliriz. İstemiyorum apartman dairesinde çocuk büyütmek, sokak istiyorum, belki de bir köy istiyorum yaşamak için.

Abla-kardeş yerlerde yuvarlanıp mutlu anılar biriktirmeye başladınız çok şükür. Bu daha başlangıç biliyorum. Çocukluğunuza dair mutlu anılar biriktirmek dileğimle... "arkadaşlarınla gideceğimiz bir tiyatro gösterisine ne dersin? Yağmur"

Tatil daha yeni başlıyor.