Geceleri soğuk iyice hissedilir oldu ev içinde olsak bile. Ne çorapsız, ne terliksiz yere basmıyoruz. En azından kendi adıma. Çok çabuk üşürüm ben. Yağmur babası kılıklı. Çorap durmuyor ayaklarında. Dün giydirdim arkamı döndüm çoraba düğüm atmış, yere atmış. Düğüm atmayı öğrendi ya herşeyde bir düğüm. Ama çoraplarına yapmasan bunu kızım. Çözmesi zor bilesin yada deli gibi sıkmasan o düğümü.

Üstüne hırka-yelek ayağına çorap giymeyen estirikli kız nedense bebeklerini-ayılarını giydirirken tam tersi. Kış gelmiş, üşürlermiş.
Önce "
eski bi kumaş vaymı" dedi. "
Sanmam" dedim. "
Vaydıy" "
elbise dikermisin" dedi. Benim kafamda şimşekler çaktı. Küçükken bebeklere elbise dikmişliğim var tabi ama dahası yok. Üstünden çok sene geçmiş.
Dikiş'te düğme dikiminden daha ileri gidemeyen benim için durum şöyle idi; Kahvaltı ederken, sonrası evi temizlerken, sahile inerken, o parkta oynarken, akşamı bir arkadaş ile kadeh tokuştururken, uyumak üzeri iken, pazar yine kahvaltı yaparken, yemek yaparken, onu yıkarken, resimleriyle eve sergi duvarı açarken... Hep ama hep ben ne dikebilirim dedim. Cuma akşamı başlayan karın ağrım pazar akşamı son buldu. En uyduruğundan el dikişi ile dikilmiş ayı elbisesi benim elimden bu kadar oldu. O kadar düşünülecek birşey değilmiş. Kesmesi beş, dikmesi beş dakika aldı. Sevdi mi? sevdi galiba Yağmur ve ayıcık okulda oyuncak günü münasebetiyle.
İş bitince; sevgili koca'm ama o erkek ayı değil mi? niye pembe? dedi, gülerek. Bende güldüm gözlerimi kısarak. İçimden de en sevdiğin tişörtlerin hep pembe diye geçirdim ama kendisiyle paylaşmadım. Aramızda :)
Ben birde kışlık hırka-pantalon öreyim ayıcığımıza da aman üşümesin.