
Okuduğumuz kötü haberlerle durumlar böyle iken dün her zamankinden daha çok sevgisine ihtiyaç duydum kızımın, eşimin. Her zamankinden daha çabuk eve gitmek istedim. Yoksa bu çökük omuzları kendi kendime telkinle kaldırmazdım.
Halim malum olmuş ki babası kızısını erkenden almış okuldan. Yetmemiş parka götürmüş, sahile gidip deniz havası almışlar. Çalan telefonda "akşam eve birşey lazım mı?" sorusu duyucağımı beklerken. Karşıdan "anneeeee" diye bağıran bir çocuk. "Payka geldik" diyordu. Ağzım kulaklarıma vardı o an. Arabaya bindiğim andan evin kapısının önünde inene kadar kulaklarımda "anneeeee" sesi ile geldim. Mutluydum. Omuzlarım biraz toparlanmıştı.

Hayatımın anlamı kızım diyorum ya. Her anne-baba'nın kendi yavrusuna dediği gibi. Beni çökük durumdan bir gülücükle çıkartabilen başka biri olmadı hayatımda. Ondan hayatımın anlamı o.
Üzebilir bizi. Varsın yemek yemediği için üzülelim, varsın düşüp dizini kanattığı için canı yandığı için üzülelim, eve giderken alınmayan bir süpriz için o ağlarken üzülelim. Kendi kendine dişinin kovuğunu doldurmayan dertler edindiği için üzülelim "içten içe gülerken". Çok şükür yanımızda ya.

Varsın o akşam yemeğini yemesin. O da ihtiyaçlarını biliyor. Uykusu erken gelmiş ya uyuması gerekiyor. Uykusunu alır kalkar gecenin bir yarısı. Uyandırır, karnı acıkır. O'nun için dert mi? yemek istediği saat gece yarısı olmuş, olmamış. Ya süt ister ya bir dilim çikolatalı ekmek. Çok şükür yanımızda ve sağlıklı ya.
Bizi mutlu eden anlam.


