20 Ağustos 2013 Salı

Yeni sürüm yüklendi 'emekleyen Damla'

Bir kaç günlük alıştırma çalışmaları sonucu bu sabah emeklemeye başladı Damla. Unutmadan yazayım, tarihe geçsin "19 Ağustos 2013, 9 ay 1 haftalık".

Gecesi yatarken bu kızda "tık yok", "koca popo", "o baldırlarla zor emekler" deyip durduk. Sabahı yeni sürüm yüklenmiş vaziyette kalktı. Kurup, kurup bir oyuncağı yere bırakırsın dört dönmeye başlar ya Damla öyle.

Günün bilançocu; bir kere kafayı vurdu yere. Hoş yere de vurmazdı ama emekleme yeterli gelmeyip aynı gün birde ayaklanmaya çalışınca yoruldu tabi. Ablasının tabiriyle "hooop kafa gitti Damla"

Birde üst diş geldi, bol salyalı. Emeklediği yollara iz bırakıyor salyasıyla. Salyangoz gibi desem çok kötü bir benzetme olur mu? :)

Yağmur'da da üst dişler geliyor. Evde bir tavşan diş modası.

Çok çocuklu olmanın güzel tarafı, ilkinde anlayamadığın güzellikleri ikincisin de doya doya yaşıyorsun.

16 Ağustos 2013 Cuma

Al sana ada tatili

Gün gelip adaya düşsem yanıma ne alırdım?
2 çocuk ve babaları pek tabi ♥♥♥
İlk adaya ayak basmamız bu. Yanımda ki minik boylara bakınca 36 yıllık yaşamımda neler yapmaya geç kalmışım çok net görüyorum.
Erteleme hayatı!
Slogan mı bu?
Gün içerisindeki koşturmada aklıma gelirse ne ala.
2 çocukla... daha doğrusu biri bebek 2 çocukla tatil nasıl olur sorusuna adaya giderek çok güzel cevap verdiğimizi sanıyorum. Hiç zor değil(miş). Bebekten çok ablanın deniz sevdası biraz el-ayak bağladı. Hepsi bu.
Yediğin, içtiğin doğal. Türkiye'nin en büyük adası, kendi su ihtiyacını karşılıyor, bir barajı var ve organik tarımın pilot bölgesi Gökçeada. Kedileri pek sırnaşık birde. İki kızında elinde tırmalama iziyle döndük. İnsanları çok güler yüzlü, çok yardımsever.
Döneli 1 hafta oldu bilgisayar başına bir oturup, bir kalktım bu postu yazamadım. Tatil dönüşü sendromu değil benimki, fotoğraflara baktıkça içimde uyanan adada yaşama isteğini bastırmak çabası.
Büyük bir kara parçasına bağlanmayınca, az biraz şehirden uzak olunca, azcık ta yabancı arasına karışınca döndüğün kafa giderken ki kafayla bir olmuyor :)

Bekle bizi Gökçeada.

4 Ağustos 2013 Pazar

Hooop... Yemek saati :)

Hep böyle hakkını vererek ye.

İkinciler pek bir rahat büyüyor derlerdi, ne doğruymuş.

Seviyorsa yiyor zaten, sevmiyorsa ısrar yok. Ağzına müdahale edip yedirmeler bu sefer çok uzak. O yedikçe ben, biz mutlu oluyoruz. Yoğurt ve peynir sevdi ya, daha ne isteyeyim. Yoğurt yedikten sonra gıdıya yerleşen o ekşimsi koku hele ♥ Mest edici.

Ben diyorum ki "öfff ne pis kokuyor bu kız, miss misss".
Yağmur diyor ki "anne karar ver, pis mi? mis mi?".
Ben "çocukların kokusu annelere pis olsa da, mis gelir kızım, pis demem nazar etmemek için" diyorum. Günde 2 kere bu diyalog aramızda yaşanıyor.

Dilimi ısırdım, maşallah dedim 41 kere.