Bir akşam manzarası; Dede tek kişilik kalorifer yanındaki koltukta oturur pek tabi yanındaki sehpada sabahtan beri yüzlerce kere okunmuş olan gazeteler ile. Tv kumandası idaresindedir eğer bizim izleyeceğimiz bir şey yoksa. Kah bir diziye başlar(ız) kah haberlere bağlanır(ız). Ama hiç birinin sonunu getiremeyiz. Her izlediğimiz bir yaşanmışlığa bağlanır. Anlattıkça anlatır... biz dinleriz. Hep bir öğüt ile bitiyor konuşmalar kulağımıza küpe olacak şekilde.
İki kişilik koltuğun bir ucunda babaanne oturur diğer ucunda ben. O her daim yerinden kalkıp "az dur şu işi de bitireyim" der gibi ilişir koltuğa, misafir gibi. Rahat ol anne komutlarımız geçersiz kalır kendisinde. Elinde hep bir el işi vardır... tığ, şiş fark etmez yeter ki üretsin. En son; tek tek meyveleri soyar yedirir bize, yatağa yollar her anne gibi.
Evin oğlu (koca kişisi) üç kişilik koltukta laptop ile birlikte oturur. Laptop eşittir iş'tir, günü raporlamaktır şirkete, bazen bir film izlemektir orada sessizce, çaktırmadan... Fırsat kollar(ız) kahvelerimizi sakince içebilmek için. Genelde balkon olur fırsat bulduğumuz yer. Soğuk olsa da şu günlerde mutluluk işte ♥
Ben; iki kişilik koltuğun öteki ucundayım. Dışarıda çalışana evde özel ilgi var, şımaracak mıyım? ne. Fırsat bu fırsat el işi, örgü, dikiş, keçe... uğraşırım. Kıza hırka, doğacak bebeklere kurabiye, süs-püs... Bizim dükkan da ne ararsan(ız) var ☺
Yağmur ise; evin en minik boyu akşamın bu saatlerinde çoktannn uyumuş olur.
Ve... devamı gelir.
13 Şubat 2012 Pazartesi
8 Şubat 2012 Çarşamba
Bir kış daha
... kar, hastalık, kar topu, kocaman montlar, cepten hiç eksik edilmeyen çiftli eldivenler, rengarenk atkılar, ocak üstünde kaynayan içinde ıhlamur, kabuk tarçın, ayva kabuğu, elma dilimi eksik olmayan bitki çayları, sehpa üzerinde öksürük şurubu, antibiyotik, burun açıcı, ateş ölçer, koltuk üzerinde battaniye, kış başı başlanmış ama ümitle devam edilen minik boya örülen hırka, tv'de çizgi sinemalarla, minik kız tarafından reklam aralarında hemencik başlanıp bitirilen aile resimleri, habersiz çat kapı yapılan kardeş misafirlikleri, bu kadar çabuk büyümelerine hayret ettiğimiz bebekler, doğmamış merakla-sağlıcakla beklediğimiz Yağmur'a kuzen ve misafir gelen babaanne-dede ile dışarıda soğuk, evde sıcacık bir kış daha yaşanıyor.











Darısı tüm kışlara sağlıcakla ☺












Darısı tüm kışlara sağlıcakla ☺
6 Şubat 2012 Pazartesi
3 dikiş
Geçen hafta cuma sabahı yaşananlar. 03.02.2012
----------------------------------------
Perşembe akşamı öksürük krizi patlak verdi. Okula bırakıp bizden uzak değil yanı başımızda olsun işe gelsin istedik. Hem annenin ofisini çok seviyordu ve insanlar ona bayılıyordu iş'te. Planımız iş dönüşü doktora gidip muayene ettirmekti minik boyu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.
Cuma sabahı baba kişisi bizden evvel araba üzerindeki karları temizlemek için yola koyuldu, bizde peşi sıra. Pek neşeliydik iş yoluna düşerken. Birde dışarıda deli bir rüzgar vardı. Rüzgardan dolayı evin içinde sanki kapılar ardı ardına açık bırakılmış gibi bir esinti ve uğultu vardı. Kimseye zararı yoktu ama korku filmi gibiydi sabahın köründe.
El-ele tutuştuk arabanın yanına vardık.
Ben arka kapıyı açtım kızım ardıma sıra oldu binebilmek için. Genelde kapıyı açar kendime çeker önümden binmesine müsade ederdim. Yine öyle olacaktı ama rüzgar bize oyun yaptı. Kapı açıldı tarafımdan, yetmedi birde rüzgar savurdu kapıyı ve gitti Yağmur'un kafasına çarptı. Masum bir çarpış diye düşünüyodum elime bulaşan kanları görene kadar... Kafası yarılmıştı aslında.
Çok kanadı hastane yolunda bir damlacık yol bitmedi. Acilde uzun uzadıya beklemek kabustu ama sakinlemesine sebep oldu. Taaa ki doktor gelip sizi plastik cerraha yönlendiriyorum, dikiş gerek diyene kadar. İnsana dikiş atılabileceğini bilmiyordu canlandıramadı kafasında ve ağladı. Eline iğne ucu değince yaşadığı acıyı düşündüm ve beter oldum.
Bekledik doktoru kucak kucağa. Doktor bu arada lolipop yolladı Yağmur'a ♥ Beklerken babası çenesindeki dikiş izini, bense ona sahip olmak için edindiğim karnımdaki dikişlerden bahsettim üstün körü. Yeniden sakinledi. Yarım saat kadar vakit geçip o an gelince ipler koptu. Doktoru ve ekibi görünce "annem eve gidelim, evde hallederiz" dedi. Gülünç dimi. Önce iğne oldu sonra uyuştu ve dikişi atıldı. 3 dikiş... Kan-ter içinde 10 dakikanın ne kadar uzun olduğunu fark edip müdahalenin bitmesini bekledik. Ağladı, haykırdı, sona doğru sakinledi ve kabullendi. Bittiğinde hatıra fotosu çektik ve kahraman ilan etti(k) kendini.
Ertesi gün pansumana gittik ve yine öncesinde doktor lolipop yolladı. Doktor pansuman yaparken bizimki sakin, uyumluydu ve şeker gibiydi lolipop sayesinde ♥
O gece uykumda sürekli araba kapısı açtım ben ve her seferinde daha dikkatli açtım ama her gözümü kapadığımda yine başa sardım ve yine kapıyı daha dikkatli açtım... Kaç kere tekrarladım aynı sahneyi bilmiyorum. Sağ kapıyı değil keşke sol kapıyı açsaydım dedim... dedim kendimi yedim-bitirdim sabahı ettim. Ve içimdeki sesler susunca şükür dedim dermansız dert değildi. Yaşandı, bitti.
Dip not; lolipoplardan doktorun haberi yok. Anne-baba işbirliği ♥
----------------------------------------
Perşembe akşamı öksürük krizi patlak verdi. Okula bırakıp bizden uzak değil yanı başımızda olsun işe gelsin istedik. Hem annenin ofisini çok seviyordu ve insanlar ona bayılıyordu iş'te. Planımız iş dönüşü doktora gidip muayene ettirmekti minik boyu. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.
Cuma sabahı baba kişisi bizden evvel araba üzerindeki karları temizlemek için yola koyuldu, bizde peşi sıra. Pek neşeliydik iş yoluna düşerken. Birde dışarıda deli bir rüzgar vardı. Rüzgardan dolayı evin içinde sanki kapılar ardı ardına açık bırakılmış gibi bir esinti ve uğultu vardı. Kimseye zararı yoktu ama korku filmi gibiydi sabahın köründe.
El-ele tutuştuk arabanın yanına vardık.
Ben arka kapıyı açtım kızım ardıma sıra oldu binebilmek için. Genelde kapıyı açar kendime çeker önümden binmesine müsade ederdim. Yine öyle olacaktı ama rüzgar bize oyun yaptı. Kapı açıldı tarafımdan, yetmedi birde rüzgar savurdu kapıyı ve gitti Yağmur'un kafasına çarptı. Masum bir çarpış diye düşünüyodum elime bulaşan kanları görene kadar... Kafası yarılmıştı aslında.
Çok kanadı hastane yolunda bir damlacık yol bitmedi. Acilde uzun uzadıya beklemek kabustu ama sakinlemesine sebep oldu. Taaa ki doktor gelip sizi plastik cerraha yönlendiriyorum, dikiş gerek diyene kadar. İnsana dikiş atılabileceğini bilmiyordu canlandıramadı kafasında ve ağladı. Eline iğne ucu değince yaşadığı acıyı düşündüm ve beter oldum.
Bekledik doktoru kucak kucağa. Doktor bu arada lolipop yolladı Yağmur'a ♥ Beklerken babası çenesindeki dikiş izini, bense ona sahip olmak için edindiğim karnımdaki dikişlerden bahsettim üstün körü. Yeniden sakinledi. Yarım saat kadar vakit geçip o an gelince ipler koptu. Doktoru ve ekibi görünce "annem eve gidelim, evde hallederiz" dedi. Gülünç dimi. Önce iğne oldu sonra uyuştu ve dikişi atıldı. 3 dikiş... Kan-ter içinde 10 dakikanın ne kadar uzun olduğunu fark edip müdahalenin bitmesini bekledik. Ağladı, haykırdı, sona doğru sakinledi ve kabullendi. Bittiğinde hatıra fotosu çektik ve kahraman ilan etti(k) kendini.
Ertesi gün pansumana gittik ve yine öncesinde doktor lolipop yolladı. Doktor pansuman yaparken bizimki sakin, uyumluydu ve şeker gibiydi lolipop sayesinde ♥
O gece uykumda sürekli araba kapısı açtım ben ve her seferinde daha dikkatli açtım ama her gözümü kapadığımda yine başa sardım ve yine kapıyı daha dikkatli açtım... Kaç kere tekrarladım aynı sahneyi bilmiyorum. Sağ kapıyı değil keşke sol kapıyı açsaydım dedim... dedim kendimi yedim-bitirdim sabahı ettim. Ve içimdeki sesler susunca şükür dedim dermansız dert değildi. Yaşandı, bitti.
Dip not; lolipoplardan doktorun haberi yok. Anne-baba işbirliği ♥
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

